Devlet Tiyatroları 2025’e Güçlü Bir Başlangıç Yapıyor
“Gök Kubbe” Ocak Ayında Sahneye Çıkıyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın ardından, Lucy Kirkwood’un dünya çapında ses getiren oyunu “Gök Kubbe”, bu kez Devlet Tiyatroları sahnesine taşınıyor. Özden Gököz’ün çevirisini yaptığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği eser, Londra ve New York’taki başarılı performanslarından sonra Türkiye’de de ilgiyle takip ediliyor.
2025 yılına iddialı bir repertuvarla giren Devlet Tiyatroları, Ocak ayı içerisinde ajanslar aracılığıyla hakları sağlanan yeni oyunların prömiyerlerini birbiri ardına duyuruyor. Bu özel yapımlardan biri olan “Gök Kubbe”, 21 Ocak’ta Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi Sahnesi’nde seyirciyle buluşuyor.
Zamansız, Sarsıcı ve Güçlü Bir Kadın Hikâyesi
Kirkwood’un kaleme aldığı oyun, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya yaklaştığı bir dönemde küçük bir kasabada geçiyor. Varlıklı bir ailenin küçük kızının öldürülmesiyle başlayan gerilim, suçlanan çiftin hikâyesiyle derinleşiyor. Çiftin erkeği idam edilirken, genç kadın hamile olduğunu söyleyerek cezadan kaçmaya çalışır. Olayın ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak için 12 kadından oluşan bir jüri toplanır.
Bu kadınlar genç kadının kaderini belirlemeye çalışırken; birbirleriyle çatışır, yakınlaşır, kırılır, güçlenir ve kendi kadınlık hallerini sorgulayan bir yolculuğa çıkar.
Kahkahaların arasından yükselen öfke, gözyaşlarıyla açığa çıkan sırlar ve dayanışmanın dönüştürücü gücü, oyunu izleyiciler için unutulmaz kılan unsurlar arasında.
Kadın dayanışması, adalet, ahlak ve toplumsal cinsiyet rolleri üzerine düşündürücü bir perspektif sunan “Gök Kubbe”, hem atmosferi hem de karakter derinliğiyle modern tiyatronun dikkat çeken eserleri arasında yer alıyor.
Ocak ayı Boyunca Şinasi Sahnesi’nde
“Gök Kubbe”, 21 Ocak’taki prömiyerinin ardından 22, 23, 24 ve 25 Ocak tarihlerinde de Şinasi Sahnesi’nde izleyici ile buluşmaya devam edecek.
2025 tiyatro sezonuna güçlü bir başlangıç yapmayı hedefleyen Devlet Tiyatroları, “Gök Kubbe” ile hem sahne sanatlarının zenginliğini hem de kadın hikâyelerinin evrensel gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor.