Gittiğim her yol aslında kendime getiriyormuş beni. Kalbimden bir yol buluyorum gezdiğim tüm sokak aralarında. Yaşadığım ev, baktıklarım, gördüklerim, duyduklarım benim içimin bir yansıması. Hayatta ne kadar gezdiğinize bakın neler fark ettiğinize işte tüm bunların hepsi kendinize biçtiğiniz hayatınız. Ne istediyseniz onu getirdi hayat size. Nedense güzel şeyler görmek için tüm çabam. Güzel olana, daha iyi olanı görmeye mecburiyetim varmışta olmayınca küsmüş kalbim sanki. Tahammülü yok gibi yol kenarındaki kötülüklere ruhumun. Ne olur çöp atmayın yerlere. Benden olduğunu düşünüp içim sızlıyor, elimde olmayan bu kirliliğin sebebi benmişim gibi üzülüyorum. Tüm çıkmazlar da benim çıkmazım. Kapatmayın yolları içimdeki yollarında kapanacağı hissine kapılıyorum. Kaybolduğum çok azdır ama yine de bulmaya çalışırken yolumu, tükeniyorum aynı döngüleri yaşamaktan. Geriye dönüp baktığımda acının içindeyken verdiğim tepkiden kendimle dalga geçsem de sesimdeki titremeye engel olamıyorum gülerken.
Bugün yaşadığım yere bahar gelmiş ne güzel. İçimdeki baharda öylemidir acaba bilemiyorum. Henüz renklerle tanışmadıysam ondan bu renklere hayranlığım. Bir keresinde sarıya yakın bir deneyim yaşamıştım. Sevgiye dair umutların hep olduğu o güneş yansımaları gözlerimi kamaştırırken gökyüzünün griliğine takılmamıştım. Öğrendiğim her bilgi bir duygumu esir aldı. Şimdi duygusuz bir bekleyiş içinde geçtiğim yolların çiçeklenmesini düşünmek hep hayal gibi geliyor bana. Kimsenin kazanamadığı bir sınavda “belki” diye bir kelimenin gölgesinde geçen ömür.
Ahh! Bilseydi ruhum, bilmenin yetmediğini, bu kadar uzaklarda aramazdı kendini. Gittikçe gittim kendimden, doğduğum şehirden aldığım nefesten. Nasıl olduysa oldu, geri dönüşü olmayan bir yalnızlığa sürüklendim kalabalıklar içinde. Karmaşık gelen rüyalarımın yorumunu ertelediğim on yıllar birikti önümde. Daha önce yaşadığımı sandığım dejavu tekrarlar ne kadar da gerçek şimdi. Her an ağlamaya hazır burun sızlamalarım da işe yaramıyor. İbrahim Hakkı hazretin “Ben bu dünyadan bir şey anlamadım belki sen anlarsın” derken hissettirdiği duygular bendeki karşılığını çok geçmeden buldu sonunda. Ne kadar da haklıymış. Ve bunu bilerek yaşayabilmek asıl sınavmış…
Aslında dışarıda bir dünya yokmuş, her şey içerideki bir fısıltının yankısıymış. Attığım her adımda bir toprağa değil, kendi yokluğumun katmanlarına basıyormuşum. Meğer insan, ancak kendi içinde yanmaya başladığında dışarıdaki soğuğu unuturmuş. Doyurmaya çalıştığım ruhummuş. Şimdi bir eşikte duruyorum ne geride bıraktığım gölgeler tam anlamıyla silindi ne de önümdeki aydınlık kendini tamamen ele verdi. Yokluğun tek ilacının sevgi olduğunu anlıyor kalp tek kaldığında.
İnsan bilginin ağırlığıyla ağırlaştıkça hafifliğin o çocuksu sevincini kaybediyormuş. Kelimeler çoğaldıkça, özün o tek ve yalın sesi kısılmış. Sessizliğin içindeki o büyük konuşmayı duymak için bunca gürültüye katlanmışım. Kendi içine sığamayan ruhum, dünyayı genişletmeye çalışırken meğer ne kadar da daralmış. Şimdi anlıyorum ki varmak istediğim o menzil zaten yola çıktığım yerin ta kendisiymiş. Bir daireyi tamamlamakmış bunca çaba başladığım noktaya o hiç bozulmamış, saf hayrete geri dönebilmek için… Her şeyin bittiği dediğim o yer, aslında perdenin ilk defa aralandığı yermiş. Ama gitmesem olmazdı. Ölmeden doğulmazdı. Artık biliyorum o sarıya yakın deneyim bir tesadüf değil içimdeki asıl güneşin bir sızmasıydı. Ben o sızıntıyı takip ederek griliğin ardındaki asıl gökyüzüne ulaşacağım.