“Sadece iyi hissettiğin günlerde çalışırsan hayatta pek bir şey yapamazsın.”
İnsanın hayatında hislerin dalgalanması kaçınılmazdır. Kimi gün uyanırsın; ruhun hafif, zihnin berraktır. Kolların enerjiyle dolar, yola çıkmak için bahaneye bile ihtiyaç duymazsın. Ama kimi gün de vardır, sanki bütün dünya omuzlarına yığılmış gibidir. O günlerde çalışmayı, üretmeyi, yola devam etmeyi ertelersen yolun yarısı eksik kalır.
Hayat sadece ilham anlarıyla büyümez. İlham, bir misafirdir; gelir ve gider. Onu bekleyerek ömür geçirilmez. Asıl mesele, misafir gelmediğinde evini toparlamaya devam edebilmektir. Çalışmak, yalnızca iyi hislerin kucağında değil, en ağır hislerin gölgesinde de sürdürülmelidir. Büyük işler, çoğu zaman sıradan günlerin, sıkıntılı saatlerin ve içten içe isyan edilen dakikaların ardından doğar. Bir ressamın fırçası bazen coşkuyla dans eder, bazen de bitkinlikle titrer. Bir yazarın kalemi kimi gün su gibi akar, kimi gün kuraklıktan çatlar. Ama önemli olan, fırçayı bırakmamak ve kalemi elden düşürmemektir. Çünkü devam eden, bir şekilde yol alır.
Hayatın gerçeği şudur: Hisler rüzgâr gibidir, sürekli değişir. Bir gün doğudan eser, ertesi gün batıdan. Eğer rotanı rüzgâra bırakırsan bir ömür sağa sola savrulursun. Ama direksiyonu iraden tutarsa, fırtına çıksa da gemin yoluna devam eder. İyi hissettiğin günlerde çalışmak kolaydır. Zor olan, tükenmişken, karamsarken, isteksizlik içindeyken üretmektir. İşte gerçek disiplin burada başlar. Çünkü disiplin, hislerin kölesi olmamak demektir. İrade havaya değil, hedefe kulak vermektir. Bir bahçıvanı düşün. Baharın güneşiyle çalışmak, toprakla uğraşmak keyiflidir. Ama asıl bahçıvan, yağmurda da ve soğukta da elinde küreğiyle toprağın başında olandır. Çünkü toprağın emeğe ihtiyacı mevsim seçmez. Aynı şekilde, hayatın da emeğe ihtiyacı gün seçmez.
Bir gün çalışıp üç gün erteleyen, yolun sonunda hep başa döner. Ama her gün az da olsa devam eden, sonunda dağları deler. Bir damla suyun kayayı oyması gibi… Su, güçlü olduğu için değil, vazgeçmediği için iz bırakır. İnsanın kendine verebileceği en büyük sözlerden biri şudur: “Hislerim ne derse desin, ben devam edeceğim.” Çünkü o söz tutulduğunda ruh tembelliğin zincirlerinden kurtulur. Hisler gelip geçici olduğunu kabul eder, irade ise kalıcı olur. Hayat çalışmayı seçenlere açılır. İyi hissettiği günleri bekleyenler hep seyirci kalır. Ama zor günlerde yürüyenler, sonunda sahnenin ortasında durur. Çünkü başarı, sadece coşkunun değil, sabrın ve inadın çocuğudur.
İnsan şunu fark eder: Çalıştıkça hisler değişir. Çalışmaya başladığında kötü hisler geride kalır, hareket etmek ruhu iyileştirir. Bazen insan iyi hissettiği için çalışmaz, çalıştığı için iyi hisseder.
Sonunda şu gerçek ortaya çıkar: İnsanı büyük kılan, havanın değil, iradenin çocuğu olmasıdır.