İki Şair Arasında: “Yıkılma Sakın” Şiirinin Hikayesi

Edebiyat dünyasında bazı şiirler yalnızca kelimelerle değil, yaşanmışlıklarla da yazılır. İsmet Özel’in Yıkılma Sakın şiiri, tam da bu türden bir eserdir. 1969 yılında, sürgün günlerinde Ataol Behramoğlu’nun Muş’taki alaya gönderdiği bir mektup ve şiirle başlar hikâye.

Ataol Behramoğlu’nun kaleme aldığı Yıkılma Sakın şiiri, yalnızca bir edebi metin değil, aynı zamanda bir yaşanmışlığın ve direnişin sembolüdür. Şair, 1969 yılında Trabzon’daki yedek subaylık görevinden Malazgirt’e sürgün edilmesiyle başlayan zorlu günlerde bu şiiri yazmaya karar verir.

Malazgirt’teki görev sırasında yaşadığı bir tartışma sonucu Ağrı Askerî Cezaevi’ne gönderilir. Burada, demir parmaklıklar ardında bir gün iki askerin konuşmasına kulak misafiri olur. Askerlerden biri, sekiz yıl ceza alan bir askerin kaçış  esnasında bir eve girdiğini görürler ve askerler kadınlara burada olduğunu gördüklerini söylerler bunun üzerine  köylü kadınların şu sözünü aktarır:

“Bi çay bari içseydi…”

Bu cümle, Behramoğlu’nun zihninde yankılanır ve şiirin can damarını oluşturur. Şair, bu insani tepkinin ardındaki sıcaklığı, halkın vicdanını ve dayanışma duygusunu dizelere taşır.

Behramoğlu, Trabzon’dan Malazgirt’e sürgün edilirken İsmet Özel’e şu dizeleri gönderir:

“Yıkılma sakın geçerken günler

Yaralayarak gençliğini

Onurlu, güzel geleceklerin

Biziz habercileri düşün ki…”

Bu dizeler, iki şair arasında yalnızca bir mektup değil, bir ruh bağı kurar.

🔥 Şiir İçin Feda Edilen Dişler

İsmet Özel, bu şiire cevap vermek ister ama askerlik koşulları buna izin vermez. O da bir çözüm bulur:

“Diş çektirene üç gün istirahat veriyorlardı. Üç dişimi çektirdim, üç gün uğraştım ama şiir bitmedi. Sonra iki dişimi daha çektirdim ve altı günde tamamladım.”

Bu fedakârlık, edebiyat tarihinde eşine az rastlanır bir olaydır. Şiir uğruna iki dişini feda eden Özel, sanatın bedelini kelimenin tam anlamıyla öder.

🧩 Şiirlerin Yan Yana Gelişi

Her iki şiir, 1969 Haziran’ında Yeni Dergi’de yan yana yayımlanır. Bu durum, dönemin edebiyat çevresinde büyük yankı uyandırır. Ataol Behramoğlu’nun Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya verdiği “Şiir için ne feda edebilirsin?” sorusuna cevabı, İsmet Özel’in bu fedakârlığında somutlaşır.

🌿 Edebiyatın Görünmez Bağı

Bu hikâye, iki şairin dostluğunun ötesinde, sanatın insan ruhundaki derin bağlarını gösterir. “Yıkılma Sakın” yalnızca bir şiir değil, dayanışmanın, sabrın ve inancın sembolüdür.

YIKILMA SAKIN
Kötü şey uzakta olmak
Dostlarından, sevdiğin kadından
Yasaklanmak bütün yaşantılara
Seni tamamlayan, arındıran
Kapatıldığın dört duvar arasında
Sağlıklı, genç bir adam olarak

 

Neler gelmez ki insanın aklına
Sevinçli, özgür günlere dair
Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta
Onunla ilk kez öpüştüğün şehir
Acı, zehir zemberek bir hüzün
Kalbinden gırtlağına doğru yükselir

 

Görüyorsun işte küçük adamları
Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana
Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına
Kimisi düpedüz halk düşmanı
Diren öyleyse, diren, yılma
Yürüt daha bir inatla kavganı

 

Babeuf’ü hatırla, Nâzım Hikmet’i
Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda
Hatırla Danko’nun tutuşan kalbini
Karanlıkları yırtmak arzusuyla
Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa
Düşün acılar içinde dövüşen kardeferi

 

Elbette vardır bir diyeceği, bir haberi
Bir kaçağa çay sunan Kürt kadınlarının
Dağlar dilsizdir yalçındır
Ama gün gelir bir diyeceği olur onların da
Ve dağlar, ıssız tarlalar bafadı mı konuşmaya
Susmazlar bir daha, söz artık onlarındır

 

Kötü şey uzakta olmak
Dostlarından, sevdiğin kadından
Yasaklanmak bütün yaşantılara
Seni tamamlayan, arındıran
Ama bir devrimciyi haklı kılan
Biraz da acılardır unutma

 

Yıkılma sakın geçerken günler
Yaralayarak gençliğini
Onurlu, güzel geleceklerin
Biziz habercileri düşün ki
Ve halkın bağrında bir inci gibi
Büyüyüp gelişmektedir zafer

Related posts

Unutulmayan Masallar 1. Bölüm

Görünmez Bağların Derinliği

Saatler Dile Gelse