İstifçi Nesrin (1. Kısım)
“Nesrin Hanım, gazete istemiştiniz benden geçen gün, onları getirdim. Birkaç gündür atmayıp biriktirdim. Bilmem ne işinize yarayacak ama alın size bir poşet dolusu gazete.”
Nesrin Hanım teşekkür ederek tomarı aldı. Gazetelerin konduğu poşeti mutfaktaki poşet kutusunun içine sokuşturup elindekileri oturma odasındaki sehpanın yanına, diğer gazetelerin üstüne koydu. Akşamları canı sıkılırsa içindeki bulmacaları çözecek, beğendiği resimleri kesip ayakkabı kutusundaki diğer resimlerin arasına koyacaktı. Severdi böyle şeylerle uğraşmayı. Emekli olduktan sonra yalnız hayatının sessiz ama renkli eşlikçisi olmuştu bu tür objeler.
Kompozisyon dersinde öğrencilerin yazdıklarından çok beğendiklerinin kopyalarını alarak sonra okumak niyetiyle sakladığı kâğıtlar, emekli olmasının üstünden on üç koca yıl geçmesine rağmen hala okunmamıştı. Okuyacaktı ama, kesin kararlıydı. Eski kitap satan yerlerden yıllardır çok ucuza aldığı ve ancak birkaç tanesini okuyabildiği kitaplar, salondaki kütüphanenin raflarına sığmayarak yerden yukarı sütunlar oluşturuyor; çalıştığı yıllar boyunca fırsat bulamadığı için ayrıntılı inceleyemediği gazete yığınları ise oturma odasının duvarlarını kaplıyordu. Mutluydu onlarla bir arada yaşamaktan. Dedikodu bilmez, aş ekmek istemez varlıklardı nasılsa, kime ne zararları olmuş bu güne kadar?
Kahvaltı etmemişti daha. Karnı acıkmasa saate bakmayı da akıl etmeyecekti. Öğle vakti çoktan geçmişti, vaktin ne ara bu kadar hızlı geçtiğini anlayamadı. Çaydanlığı suyla doldurup ocağa oturttu, demliğe çay koymadan önce çay paketinin üstündeki peçete koleksiyonunu dikkatle boş kavanozların üstüne aktardı. Her gün seramoni haline getirdiği bu işlemi yapıyor fakat kavanozları çöpe atmaya, peçeteleri kullanıp bitirmeye kat’iyyen kıyamıyordu. Cam kolay mı elde edilir, bilen bilir onun kıymetini. Hele peçeteler, her biri için koca koca ağaçları gözlerini kırpmadan boylu boyunca deviriveriyordu kıymet bilmezler. Yazık, günah diye düşündü. Peçeteleri kutsal kitap gibi saygıyla eline alıp açık kalp ameliyatında kalbi vücudun dışına alırken azami dikkat gösteren hekimler gibi dikkatle nakletti, kuru çayı demlikle buluşturduktan sonra aynı saygı dolu hareketlerle peçetelerini eski yerine bıraktı.
Mutfak masasının üstünde öğrencilerinin ve öğretmen arkadaşlarının muhtelif vesilelerle hediye ettikleri kupalar dururdu. Her birini kimin verdiğini tek tek hatırlıyordu çünkü unutmamak için altlarına verenin adını, verdiği yılı ve verildiği yeri yazmıştı. Her gün hiç üşenmeden onları çevirip okur ve hediyeyi aldığı günün atmosferinde bulurdu kendini. Ne güzel günlerdi o günler. Keşke kutularında tutabilseydi onları, fakat kutular çok yer tutmuş ve bir süre sonra devrilmeye başlamışlardı. Kırılacakları korkusuyla içindekileri çıkarıp kapalı balkonda saklamıştı kutularını. Bir gün lazım olursa mağazaları dolaşıp kutu aramazdı. Kutuların kurdeleleri de ufak bir plastik sandıkta birikiyordu. İnceli kalınlı, parlak ve mat olanları ve hatta üstünde firma adı yazılı olanları bile vardı. Onlar da “Bir gün lazım olursa” envanterinin parçasıydılar artık.
Kahvaltıdan sonra bulaşıkları yıkadı fakat tezgâhın üstünde tuzluk ve baharatlıklardan, kahve fincanlarından bulaşıklara yer kalmadığını görünce alelacele kurulayıp dolaba kaldırmak istedi. Dolap da lebâleb doluydu. Annesinin ona çeyiz olarak aldığı, üç yerinde pembe bahar dalı çiçekli, altı kişilik Sümerbank porseleni yemek takımı oradaydı. Evlenip sıcak yuvasında kullanmak nasip olmamıştı ama anneciğinden hatıraydı ne de olsa, onu nasıl elden çıkarabilirdi? Çarşıya çıktıkları güne gitti hayalen, çarşının en merkezî yerindeki iki katlı Sümerbank mağazasına.
Alt katta basma, pazen, patiska gibi Türk pamuğundan, Türk fabrikalarında Türk işçiler tarafından dokunmuş ve yine Türk bankası olan bu bankada satılan cânım kumaşlar vardı. Ayrıca kışlık kabanlar, her renk ve bedende erkek gömlekleri, takım elbiseler ve deri ayakkabılar da bu kattaydı. Üst katta ise porselen yemek ve kahve takımları, pamuk havlular, pamuk çarşaf ve yastık kılıfları ve yeni yeni görülmeye başlanan nevresimler sıralanmıştı. O güne kadar yorgancıların türlü desenler çizerek tablo gibi diktikleri parlak saten kumaştan içine pamuk serilmiş yorganlara, beyaz patiskadan, kenarı dantelli çarşaflar hazırlanır ve yorganlar bembeyaz yorgan çarşaflarıyla kaplanırdı. Hatta ağız kısmı çabuk eprimesin diye ayrıca kanaviçe işli, üç kenarı dantelli yorgan kapakları da çarşafın üstüne itinayla yerleştirilirdi. Anneciği yıllarca kızı için danteller örmüş, kanaviçeler işlemişti. Yemek takımını almaya ancak sıra gelmişti.