Yazar Hüseyin Bay
‘’Asra yemin olsun ki insan, zarar ve ziyandadır’’ (Asr, 1-2)
Her yıl birçok ülkede, birçok kurum yılın kelime/kavramını seçmekte. Türk Dil Kurumu da 2024 yılı için “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak seçmiştir. Ankara Üniversitesi İletişim Araştırmaları ve Uygulama Merkezi (İLAUM) iş birliğiyle oluşturulan Değerlendirme Kurulu tarafından belirlenen ve halk oylamasına sunulan yedi aday kavram (kalabalık yalnızlık, merhamet, yabancılaşma, algoritma, yozlaşma, yapay zekâ ve dijital yorgunluk) arasından, yaklaşık bir milyon kişinin katıldığı oylama sonucunda en fazla oyu “kalabalık yalnızlık” kavramı almıştır.
Peki, niye iki tezat sözcükten oluşan bu kavram seçilmiştir? Kurulun gerekçesinde, kavramın sosyolojik, psikolojik ve iletişimsel açıdan günümüz bireyinin deneyimlerini yansıttığı ifade edilmektedir. TDK’nın henüz tanımını yapmadığı bu kavram birbirlerinin zıddı gibi duran, teklik ifade eden ‘’yalnızlık’’ ile çokluk ifade eden ‘’kalabalık’’ aynı anda var olabilmektedir.
İki zıtlığın bir araya gelmesiyle oluşan bu kavram, dijitalleşen dünyada geleneksel yapıların çözülmesi sonucu bireyselleşen, yabancılaşan ve kimsesizleşen günümüz insanının bağlantı çağında bağlantısız kalması deneyimini anlatmaktadır.
İnternetin sunduğu yeni iletişim olanaklarıyla bir köy haline gelen dünyada, insanın kendini yapayalnız hissetmesinin ana sebepleri: dijital aldatmaca, şehir hayatının hızı, geleneksel bağların çözülüşü, aşırı ve yıkıcı rekabet ortamı, yabancılaşma ve bütün bunların dayattığı bireyselleşmedir.
Yalnız kalan birey, kendi yalnızlığından kurtulmak için kalabalıklara karıştıkça yalnızlığını daha derin hisseder hâle gelmekte, sosyal medyada şansını denemek maksadıyla oraya yöneldikçe de yankı odalarında kendi kendini dinlemek zorunda kalmaktadır. Yaşadığı çaresizlik, susuzluğunu gidermek için deniz suyuna saldırmaktan ibaret bir doyumsuzluktur.
Kalabalık yalnızlık olgusu, özellikle akıllı telefonların yaygınlaştığı 2007 yılından bu yana, büyük şehirlerden başlayarak en uzak yerleşim yerlerine kadar ulaşmış ve küresel ölçekte bir ruh hâline evrilmiştir.
Yazının bu noktasında, “yalnızlık” ile “tek başınalık” kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Yalnızlık; istenmeyen, yoksunluk ve acı veren bir kopukluk hâliyken, tek başınalık bireyin kendi tercihine dayanan, kendisiyle baş başa kalarak yenilenme ve güç toplama imkânı bulduğu değerli bir zaman dilimidir. İlki, modern kentli bireyin kaygısıyken; ikincisi, geçmişten bugüne insanın en değerli kendini gerçekleştirme edimidir.
Üzerinde durduğumuz bireyin anksiyete durumu, günümüzde sanat, edebiyat, sosyoloji, psikoloji ve felsefe gibi alanlarda sıkça ele alınan bir konudur. Bu alanlar, kendi perspektifleri ve olanakları doğrultusunda çeşitli çözüm önerileri de geliştirmeye çalışmaktadır. Bu önerilerden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
Bir: Mevcut iş, arkadaş ve aile bağları korunmalı; özellikle aileye bolca zaman ayrılmalıdır.
İki: Kitap, sanat, sinema ve gezi gibi ilgi alanlarına yönelik yeni sosyal gruplara katılmalıdır.
Üç: Yakın çevredeki sosyal yardımlaşma ve çevre koruma kuruluşlarında gönüllü olunmalıdır.
Dört: Zaman zaman şehir dışına çıkarak doğayla baş başa kalmaya özen gösterilmelidir.
Beş: Sosyal medya bağımlılığından kaçınmak için telefon ve bilgisayar kullanımına sınır getirilmelidir.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik, değişen durumlara uyum sağlayabilme plastisitesidir. Tarih boyunca karşılaştığı her zorlu doğal ve sosyal şartları aşarak bugünlere gelmiştir. Aşılamayacak gibi görülen bütün krizleri, kendini daha da geliştirerek aşmış olan insanlık, modern dönemin bunalımlarını geride bırakarak yoluna devam edecektir.
Editör: Nuray Balcı