Yazar Ertan Armağan
Sarayın büyük salonunda bulunan tahtında sinirle oturan Kral Tungu; Deney Odası’ndan gelen olumsuz haberlerden sonra hesapladığı yeni ihtimallere yönelik emirlerini, büyük danışmanı Surnik ile baş âlimi Lohayburk’a bağırarak anlatıyordu. Savaşın başında elde edilen zaferlerin ardından yaşanan kayıplar, Kral’ın sabırsızlığını gün geçtikçe artırmıştı. Ordunun idaresi dışında en büyük yetkilere sahip olan iki devlet adamı, kendi kendine söylenmeye başlayan Kral’ın, “Birlik Divanı yok edilirken yanlış adamları mı hayatta tuttum yoksa?” sözü üzerine gözlerini fal taşı gibi açtılar. Adamlarının ölüm sessizliğini gören Kral: “Bana engel olmaya çalışanların akıbetlerinden ibret alın. Artık hata istemiyorum. Şimdi, bana bugüne kadar hiç kötü haber getirmeyen Drong ile görüşmek istiyorum. Ne de olsa o da bir Korkusuz, benim gibi!” dedi. Kral, camı açık olan pencereye doğru yürürken esintiden perdeler uçuşuyor, odayı terk eden adamlar ile refakatçi askerlerin ayak sesleri salonda yankılanıyordu. İçeriyi dolduran esinti sevmediği bir sıcak mevsimde, sarayında işleri idare etmek zorunda olan Kral’ın yüzünde tebessüm oluşmasını sağlamıştı. Olağanüstü durumlar yaşanmasaydı her zaman yaptığı gibi ısınan havalarda kutsal Soy Dağı’na gidecek olan kral, pencereden başkenti seyrediyordu. Bir an, kutsal dağın zirvesinde olduğunu gördü. Gözlerini kapattığında Durasin ve Çoğantun düşmüştü, dağılan Çoğantas ülkesinin askerleri önünde diz çöküyordu. Hemen yanlarında, yok ettiği İrkit Krallığı’nın askerleri hazırda bekliyordu. Zirvenin öbür tarafında kendi ordusu ile savaşçı kabilelerin erleri vardı. Artık, tüm Maruun’u ele geçirebilir, Yaminya’ya kavuşabilirdi. Kral, yüzünü okşayan ılık esintinin bünyesinde yarattığı hoşluk sayesinde gördüğü hayalden, kapının vurulma sesiyle uyandı.
Salona giren komutan, kendisine eşlik eden askerin yol göstermesi ile başını öne eğerek yürümeye başladı. Bulunduğu yerden uzunluğu, genişliğinden uzun olan salonun sol tarafında elleri arkasında dışarıyı seyreden kralı, başını eğmeden önce fark etmişti. Odada ilerledikçe uçuşan mavi perdelerin arasında ara ara beliren kralın işlemeli siyah gömleği ile değerli taşlarla bezeli bonkastan[1] yapılma görkemli kara tacını, bir rüyanın belli belirsiz anı gibi görüyordu. “Hoş geldin Drong. Senin gibi bir Turban’a[2] bu eşsiz üniformayı giydirmek için huzurumuza çağırmak gerekiyor galiba.” diyen krala cevap vermeden önce dizlerinin üzerine eğildi. “Hoş buldum Yüce Kral’ım. Emrinizdeyim! Bu kırmızı kutsal üniformayı sadece General Bosina ve ben giyiyoruz. Farkındayım. Savaş ve huzurunuzda bulunmak dışında benim için sıradan bir kıyafet bu. O yüzden giymiyorum Yüce Kral’ım. Zira bu şanlı üniforma silah imal ederken gereksizdir.” Durasin’i kuşatan Batı Ordusu’nun dışında merkezde bulunan ve bir süredir savaş hazırlığı yapan Doğu Ordusu’nun komutanı olan Drong, krala sabırsızlığını belli etmeyi başarmıştı. Söylediklerinden hoşnut olduğunu anladıktan sonra sözlerine devam etti, “Ölüm boruları hazır, tüm denemeler başarılı. Korkusuzlar bir görevin daha üstesinden geldi. Ordumuz emriniz doğrultusunda harekete geçebilir Yüce Kral’ım.” Duyduklarından sonra hareketleri serileşen kral, tahtına oturduktan sonra bir süre düşünüp keyifli bir ses tonuyla: “Savaştan kaynaklı istediğimiz yeni vergilere tahmin ettiğim gibi doğudan tepki oldu. İrkit Krallığı ile aynı soya mensup olanlar var. Oraları iyi biliyorsun. Ölüm boruları batıda kullanılacak. Sen doğu ordusu ile önce isyanları bastıracaksın, ondan sonra İrkit Krallığı’na ait olan Zakrit Kalesi’ni alacaksın.” Komutanın yerinde duramayan hâlini anlayan kral, ayağa kalkıp ilerledi. Kendisiyle aynı anda ayağa kalkan komutanın omzuna dokundu: “Savaşacak olmaktan dolayı heyecanlanman hoşuma gitti, Birlik Divanı yok edilirken kendini kanıtladın. İrkitlere karşı başarılı oldun. Ölüm Borularını üretmeyi ilk sen başardın. Sadece bir asker değilsin. İlim adamısın.” dedi. Komutan duyduklarından sonra mağrur bir şekilde karşıya bakıyordu. Kral tuttuğu omzu daha fazla sıkarken “Şimdi, tekrar savaş meydanlarında olacaksın. Başarılar dilerim.” dedi.
Günlerdir beklediği emri almanın verdiği heyecanla saraydan hızlı adımlarla çıkan Komutan Drong, sarayın karşısındaki yolda göğe doğru ellerini açıp dua eden bir dilenciyi fark etti. Askerlerin adama müdahale etmeye gittiklerini gördüğünde onları hemen durdurdu. Dilencinin yanına geldiğinde: “Bu dua şekli tek bir yerde yapılır.” dedi. Dilenci, üstünü başını göstermelik temizledikten sonra alaycı bir hâlde eğildi ve yine gayriciddi bir üslupla, “Duacınızım efendim.” dedi. Komutanın ayaklarına kapandıktan sonra sesi ciddileşen dilenci bu sefer: “Olsun ne varsa, gökler yarılsın. Virkantok[3] koruyacak bizi.” dedi. Arkasında bekleyen askerlere gitmelerini emreden komutan: “Başkentte yaşayan Bahrimaklıların dilenmesini, zorluk çekmesini istemem. Artık dilenci değilsin.” dedi. Yüzündeki ciddi ifadeyi koruyan dilenci, “Efendim, zaten dilenci değilim.” dedikten sonra, komutanın eline bir küçük bir kâğıt bırakıp hızlıca uzaklaştı. Elindeki nota bakan komutan şaşkındı. Notta “Birlik Divanı’na gel. Karyun.” diye yazıyordu.
Şehrin dışında bulunan Birlik Divanı toplantılarının yapıldığı eski ve yıkık binanın önüne tek başına gelen Drong, temkinliydi. Binanın etrafını dikkatlice kolaçan etti. Bir tarafı tamamen yıkılmış olan binanın ayakta duran alt katına doğru ilerledi. Kapı kısmı boştu, içeriye doğrudan girerken yerde eski tahta parçaları gördü. Bunlar kapıya ait olmalıydı. Kuş şeklini andıran tokmağı gördü. Divan’ın Bahrimaklı üyelerinin hizmetindeyken o tokmakla kapıyı çalmıştı. Tavanda yer yer deliklerin bulunması ve pençelerin kırılmış olması her tarafın toz toprak içinde kalmasına neden olmuştu. Yerde, bir takım eski eşyalar, tahta-demir parçaları vardı. Uzun ve dar salonu gördü. Tek parça hâlinde uzun bir masa vardı. Masanın bir tarafında sandalyeler varken diğer tarafında yine tek parça hâlinde ve masa boyunca uzanan, duvarla bitişik uzun bir koltuk vardı. Duvardaki ahşap işlemelerin üzerindeki kâğıt kaplamalar sökülmüştü. Kandillerin asıldığı demirlerin bir kısmı hâlâ ayaktaydı. Masanın üzerinde son toplantıdan kalan tabaklar, sürahiler, çatal ve kaşıklar tozlu biçimde duruyordu. Çocukluğunu hatırlayan komutan salona ilk girdiğinde: “Burası neden böyle dar?” diye sormuştu. Aldığı cevabı hâlâ hatırlıyordu: “Birlik Divan’ı Samir Krallığı’nın adaletini ve barışı temsil eder. Burada herkes eşittir. Kral dahi sıradan bir sandalyede oturur. Krallığın her tarafından gelen temsilciler burada toplanır. Hatta, komşu ülkelerden dahi temsilciler gelir.” Kral Tungu, babasının ölümü üzerine hükmetme gücünü sınırlayan bu meclisi yıllar içerisinde yok etmeyi başarmıştı. Drong, kendi çıkarları yolunda hareket ettiği söylenen güçlü üyelere suikast düzenlemeyi başarmıştı. Odanın içerisinde ilerleyen Drong, kapıda beliren adamın Karyun olduğunu anladı. Bir eliyle kılıcını tutuyordu. “Bu divandan olup da öldürülmeyen veya Kral tarafına geçmeyen bir tek sen kaldın. Bu ne cesaret! Ben bir Turban’ım. Ne yapmaya çalışıyorsun.” diye bağırdı.
Tozlu zeminde yürümeye başlayan Birlik Divanı’nın eski lideri yaşlı Karyun, hiç konuşmadan yürüyordu. Gözleri yaşaran komutan bağırmaya devam ediyordu: “Ben bunu yapmak zorundaydım. Hainler vardı. Neden Kral’a bağlılık yemini etmedin. Seni öldürmek zorundayım. Yakalarsam işkence görürsün. Bunu istemiyorum. Dur orda!” Yaşlı adam, yüzünü gizleyen başlığını geriye attı. “Benim kaçmama göz yumduğunu biliyorum. Doğduğun topraklara saldırma emri aldın bunu da biliyorum.” dedi. Duydukları karşısında şaşıran komutan ağlamaya devam ediyordu. “Sen bana babalık yaptın, sana olan borcumu ödedim.” dedi. Komutanın yanına gelen yaşlı adam: “Biz buradaki faaliyetlerimiz ile Çoğantas ve Samir barışını sağladık. Bu sayede barbar istilası durduruldu.” dedi. Komutanın yüzünü okşadıktan sonra devam etti. “Kandırıldığının farkındaydım. Sen olmasan başkası öldürecekti üyeleri. Bilerek uyarmadım seni, bu sayede yükseldin krallıkta. Şimdi, sen ve senin gibi kimsesizlerin hayata bağlanmasını sağlayan bu divana borcunu ödeyeceksin” dedikten sonra Kral Tungu’nun gizli emirlerini çıkardı. Tüm hayatı boyunca kandırıldığı anlayan Drong, yeni bir hayata yok edilmiş kadim bir binadan başlayacaktı.
[1] Bonkas: Maruun’da bulunan değerli maden, parlak siyah renkte, altın benzeri
[2] Turban: Samir Ordusunun en yüksek askeri rütbesi
[3] Vikrantok: Bahrimak bölgesinin büyük kutsal nehri
Editör: Kübra Çakar