Hayat sunar, insan sanar. Hayatı sunduğu kadar değil aldanışları kadar yaşar. Zaman bazı anlara nokta koyup, üzerinden akıp geçmesine aldırmadan hayata hep ordan başlayıp yaşamaya
Nazlıcan, takvimi delik deşik ettiğinden beri ev arkadaşları onu “Kırmızı Alarm Komutanı” diye çağırıyordu. Çünkü her ayın ortasında evin havası değişir, bitkiler solar, kediler camdan
Köyün en sessiz evi, mezarlığın hemen karşısındaydı. Burada oturan Naciye Teyze’nin boyu pek uzun sayılmazdı. Hafifçe kamburu çıkmıştı artık. Yılların yükü sırtına değil de ruhuna
Mırnav beklemeyi sevmezdi. Hele ki karnı guruldamaya başlamışsa… Hayır. O vakit tek bir yol vardı: Görevimiz: iş başa düştü. O gün de yine aynısı olmuştu.
Üsküdar’daki eski bir plazanın gece temizliğinden sorumlu olan Gülbahar Teyze, kova ve paspasıyla ıssız lobide yavaş yavaş ilerliyordu. Yerleri yeni cilalamıştı, camlar pırıl pırıl olmuştu.
Nezaket Hanım, seksenlerin ortasında hafızanın kıyısında yaşayan bir zarafet timsaliydi. Eski edebiyat öğretmeni, şair ruhlu, ama son yıllarda şiirden çok “şey… neydi onun adı…” diyordu. Gündüzleri
"Siyahın asaletinin iyice hissedildiği, gecenin ürpertici yalnızlığının hakim olduğu, ayın en saf ve masum haliyle yanımda olduğunu hissettiğim andı, kalemime sarıldığım an.
Derya, bilgisayar ekranına o kadar uzun süre bakmıştı ki, sayılar gözünün önünde dans etmeye başlamıştı. Derin bir iç çekişle sandalyesine yaslandı. O sırada dükkânın girişindeki
Nilüfer Sedef Sabah saatleri olmasına rağmen güneşin yakıcı sıcaklığı bedenimi sarmıştı. Terlememeye özen gösteriyordum ama nafile… Birazdan yapılacak operasyon için hazırlığımı yapmışken böylesi bir terleme
Zeynep, anneannesini kaybettiğinde 11 yaşındaydı. Miras olarak ona bir sandık dolusu eski eşya kalmıştı. Oyuncaklar, eski albümler, annesinin eski kıyafetleri, takılar… Ve bir de porselen