Sabah alarmla açtığı gözlerini ovuştura ovuştura lavaboya yöneldi. Ayağına batan sivri nesnenin verdiği acı ile çığlık atmamak için kendini zor tuttu. Oyuncağa basmıştı. Adım atacak
Mevlevilik, insanın dış dünyadan iç âleme doğru yaptığı sessiz ama sarsıcı bir yolculuktur. Bu yolculukta varılacak yer bir mekân değil, bir idrak hâlidir. Mevlânâ Celâleddîn-i
Nerede olduğunu tam söylemek zor, ama izleri her yerde. Konuşma biçimlerimizde, birbirimize yaklaşırken aldığımız pozisyonlarda, kelimeleri tutuş şeklimizde. Sürekli tetikteyiz ya savunmadayız ya kurtarıcı rolünde
Bu cümleyi hayatında en az bir kez kurmuş olabilirsin. Hatta bazen düşündüklerinin sanki evren tarafından duyulup gerçekleştiğini hissetmiş de olabilirsin. Bu durum, kişiyi hem tedirgin
Ve ben hatırlarım: Her insanın içinde, bir gün mutlaka açılmak isteyen mavi bir yelken vardır. Kimi onu korkudan indirir, kimi rüzgârı bekler. Ben bekleyenlerden oldum.
Eksik olan her doğru, aslında bir noktada insanı yanlışa götürmez mi? Puzzle’ın diğer parçalarını bulmayı zorlaştırmaz mı? Bu durum sürekli hale geldiğinde kırılan güven de
Anadolu toplumunun en acı gerçeklerinden birini, bir kız çocuğunun gözünden ustalıkla anlatan Nebun, yalnızca dramatik bir roman değil; aynı zamanda toplumsal belleğin, kültürel baskının ve
Kabil, taşa baktı. Sis perdesi yavaş yavaş dağılıyordu gökyüzünde. Elindeki taş parlıyordu. Kana benzer bir kırmızılığı vardı sabahın ışığında. Kabil, taşa baktı. Sis perdesi yavaş
İnsan, çoğu zaman tat almayı yaş almakla karıştırır. Yılların omuzlara bıraktığı yükü, ruhun olgunluğu sanır; kırışıklıkları, bilgelik nişanı gibi taşır. Oysa bazı tatlar vardır ki