Türk mitolojisinin derinliklerine daldığımızda, gökyüzünün en şefkatli köşesinde bizi gümüş saçları ve parıltılı görünümüyle Umay Ana karşılar. O, sadece bir tanrıça değil; kadim Türk bozkırlarında
Türk mitolojisinde iyi ve kötü tanrılar, eski Türklerin evreni nasıl dengelediğini gösteren en çarpıcı hikâyelerden biri. Gökyüzü aydınlık ve iyilikle doluysa, yeraltı da karanlık ve
Türk mitolojisinde gökyüzü ile yeraltı arasındaki en büyük gerilim, Ülgen ile Erlik’in karşı karşıya gelişiyle anlatılır. Bu iki figür, yalnızca tanrısal güçleriyle değil, aynı zamanda
Türk mitolojisinde Gökyüzü Katları İnancı, eski Türklerin evreni nasıl hayal ettiğini gösteren en büyüleyici parçalardan biri. Gökyüzü onlar için sadece mavi bir kubbe değildi; kat
Türk mitolojisinde Güneş Ana, gökyüzünün en parlak yüzü olarak anlatılır. O, yalnızca ışık saçan bir gök cismi değil; aynı zamanda yaşamın kaynağı, bereketin ve umudun
Türk mitolojisinin tozlu sayfalarını araladığımızda, karşımıza Yunan mitolojisinin Hades’inden veya İskandinavların Loki’sinden çok daha “bizden” ve çok daha karanlık bir figür çıkıyor: Erlik Han. Gök
Zamanın henüz adı yokken gök ile yer arasında ince bir perde vardı. Bu perde, tanrıların nefesinden, insanların dualarından ve unutulmuş krallıkların küllerinden örülmüştü. O günlerde
Kadim metinlerde ormanın bir adı vardı: Silva Mater. İnsanlar, bu ismi unuttuğunda orman unutulmadı; sadece görünmez oldu. Çünkü bazı varlıklar, adları anıldıkça değil, adları sustukça
Güneş, insan düşüncesinin en eski metaforlarından biridir. Aydınlanmanın, bilginin, hakikatin ve tanrısal olanın simgesi olarak yüzyıllar boyunca yüceltilmiştir. Platon’un mağarasındaki ateşten modern çağın akıl güneşine
Troya’nın taş duvarları, gün batımında kan rengine bürünürdü. O saatlerde Kasandra, Apollon Tapınağı’nın serin mermerlerinde yalnız kalmayı severdi. Çünkü kehanetler en çok sessizlikte konuşurdu. İnsan
Kıbrıs’ta yaşayan Pygmalion, sanatına tutkuyla bağlı bir heykeltıraştı. İnsanlardan uzak durur, kalbini kimseye açmazdı. Bir gün kendi elleriyle yaptığı kadın heykeline öyle bir güzellik verdi
Sisyphos, zekâsıyla tanınan bir kraldı. Tanrıları kandırmayı, ölümü bile aldatmayı başarmıştı. Ancak bu kurnazlık sonsuza dek süremezdi. Tanrılar onu cezalandırmaya karar verdi. Ölümden kaçan