Kına Gecesi

Şaban YURTÇU

Sevdiceğimin evlenmeden önce hemşirelik sınavını kazanması ve başka bir şehre atanma ihtimali yüksekti. Böyle bir durumda eş durumu tayini talebinde bulunabilmemiz için nikahlı olmamız kanuni bir zorunluluktu. Bu amaçla 15 Nisan 1999 tarihinde Emirdağ Belediyesi nikâh salonunda, kırmızı beyaz karanfillerle süslenmiş nikâh masası başında dar bir dairede nikâhımız kıyıldı. Sonrasında düğün hazırlıklarına aralıksız devam edildi.

14 Temmuz tarihine askeriye yazlık salonu kiralandı. Düğün kartları basıldı. Kartlar tek tek zarfların içine yerleştirildi. Annemin okuma yazması yoktu. Köydeki akrabaları soy isimleriyle değil de lakaplarıyla biliyordu. Annem söylüyor ben de zarfların üzerini dolduruyordum. Yörük Omar ve Ailesi, Tellerin Zılgade ve Ailesi, Cıbırın Fakı ve Ailesi, Sülüğün Ramazan ve Ailesi, Kipilin Ceylan ve Ailesi… Annem bir ara: ‘‘Az kalsın Kör Osmanları unutuyorduk, onu da yazalım oğlum” dedi. Ben de “Anne Kör Osman yazarsak Osman amcaya ayıp olmaz mı?” dedim. Annem, “Sen öyle yaz. Yoksa zarfı hangi Osman’a vereceğimi nereden bileceğim, köyde on tane Osman var.” dedi. İçime sinmese de hafifçe tebessüm ederek: “Bak anne, gerçekten yazıyorum.” dedim ve çekine çekine de olsa: “Kör Osman ve Ailesi” yazdım. Ertesi gün annem köye gidip teyze oğlum Selimle tüm zarfları dağıtmış. Akşam eve geldiğinde biraz da tebessümlü bir ifadeyle “Osman amcana niye kör yazdın, adam çok darıldı sana. ‘Bir de okumuş, öğretmen olmuş, şunun yazdığına bak bacım! Yakışıyor mu hiç! Benim nerem kör? Düğüne gelmeyeceğim’ dedi.’’ dedi. Ben de “Ama anne ben sana demedim mi, böyle yazmayalım diye, olacağı buydu” dedim. Annem de: “Şaka, şaka. Osman amcan benim yazdırdığımı bildiği için gülüyor. Düğüne gelecekler.” dedi.

Nihayet aylar su gibi akmış düğün haftası gelip çatmıştı. Sevdiceğimin çeyizi ve eşyaları titizlikle yeni yuvamıza taşınıp yerleştirildi. Eşyalar arasında en ağır ve görkemlisi kulpundan iki kişinin zor kaldırdığı ceviz ağacından yapılmış nakışlı çeyiz sandığıydı. Sandık o kadar ağırdı ki kaldırırken neredeyse belim kopacaktı. Anlaşılan içinde yılların birikimi nakışlar, emekler saklıydı. Düğüne bir gün kalmıştı.  Annem, ablam yarın İzmir’den gelecek misafirler için tencere tencere sarma, dolma hazırlamakla meşguldü. Hava kararmak üzereydi. Güneş kendini akşama bırakmış, gökyüzünü kızılımsı bir loşluğa terk etmişti. Kayınvalidemin aldığı damatlıkları giyip kardeşim Hamdi ve Edirne’den düğünüme gelmiş olan vefalı üniversite arkadaşım Bülentle kız evine, kına gecesine gitmek üzere yola çıktık. Sokağa girdiğimizde evin önü gerilmiş kablolara asılmış çıplak ampullerin ışığı altında ışıl ışıldı. Orkestra çalıyor, insanlar daha yeni yeni geliyordu. Kayınvalidem bizi görünce gülen gözleriyle, “Aaa Şaban siz mi geldiniz? Hoş geldiniz, Arzum’a haber vereyim de gelsin.” dedikten sonra beni gelin, damat masasına buyur etti. Çok geçmedi ki sevdiceğim de gelip yanıma oturdu. Gülen gözleriyle, şaşkın bakışlarıyla elini ağzına götürmüş, burada ne işin var dercesine yüzüme baktı. Ben de “Ne oldu ki canım, bir faka mı bastık yoksa?” dedim. Kulağıma eğildi, “Bizim burada kına gecesine oğlan evi biraz geç gelir, sen daha kimse gelmeden gelmişsin.” dedi. Ben de “Ne bileyim canım, geldik bir kere, artık dönemeyiz.” dedim. Gülüştük ve ikimiz de kınalanıncaya kadar eğlenceye katıldık. Gece boyunca kardeşim Hamdi parmağını deklanşörden hiç kaldırmayarak bizim için oldukça fazla anı biriktirmişti.

Related posts

Kesişen Hayatlar

Apartman 2. Bölüm

İltifat Nasıl Yakıta Dönüşür