Mahur Beste

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız

Bu şiir, Attila İlhan’ın 6 Mayıs 1972 sabahı, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam haberini vapurda öğrendiği anda yazılmaya başlandı. İzmir’e geçerken vapurda radyodan gelen haberi duyunca ıssız bir köşeye çekildi, içinden taşan dizeleri yüksek sesle tekrarlayarak devam ettirdi. “Müjgan” burada bir kadın değil, eski dilde “kirpik” anlamına gelen bir kelime; şairin gözyaşlarıyla ıslanan kirpikleriyle birlikte ağladığı o anı simgeliyor. “Genç fidanlar” ise idam edilen üç genç devrimciyi, onların hoyrat gülüşlerini, aydınlığı sarsan enerjilerini anlatıyor. Şiir, Tutuklunun Günlüğü kitabında “İncesaz” bölümünde yer aldı ve Türk müziği makamlarından esinlenerek yazılmıştı; daha sonra Ergüder Yoldaş ve Ahmet Kaya tarafından bestelendi, Ahmet Kaya’nın yorumuyla milyonlara ulaştı.

Şiir, kayıp bir neslin ardından duyulan derin acıyı, şenliğin dağılışını ve geriye kalan boşluğu yakalıyor. “Mahur beste”nin tekrar eden melodisi gibi, keder de durmadan çalıyor; dostların gidişiyle bahçede kalan acı yel, yalnızlığı katmerliyor. “Simsiyah teselli” ifadesi, umutsuzluğun bile bir tür avuntu haline geldiği o karanlık dönemi özetliyor. Attila İlhan burada kişisel hüznü toplumsal bir yasla birleştiriyor; idamın soğukluğu, gençlerin sıcaklığını yok ederken geriye sadece özlem ve sonbahar hazırlığı kalıyor.

Edebiyat açısından bu şiir, Attila İlhan’ın siyasi duyarlılığını en çıplak haliyle ortaya koyar. O, aşkı, yalnızlığı işlerken bile dönemin yaralarını gizlemez; burada da bireysel gözyaşını kolektif bir trajediye dönüştürür. “Müjgan” gibi tevriye kullanımıyla (kelime oyunuyla) şiire katman ekler: yüzeyde hüzünlü bir ayrılık gibi dururken, altında idamın acısı yatar. Bu, okuyanı yanıltıp sonra sarsan usta bir teknik. Türk şiirinde politik ağıt geleneğini modern bir dille sürdürür; genç fidanların hoyratlığı, sertliği ve erken gidişiyle 12 Mart döneminin vahşetini resmeder. Beste olarak dillere düşmesi, şiirin halka inmesini sağladı; “o mahur beste çalar” dizesi, acıyı paylaşmanın, yas tutmanın ortak bir ritüeli haline geldi. Attila İlhan’ın gücü burada: hüznü makam gibi akıcı, ama bıçak gibi keskin kılar. Şiir, sadece bir ağıt değil, unutulmaması gereken bir direniş izi bırakır; gençlerin ışığını yonttuğu güneş bile karardığında, kalanlar için simsiyah teselli bile bir teselli olur. Bu yüzden yıllar geçse de okunduğunda göğsü yakar, kirpikleri ıslatır.

 

Related posts

Satta Gel Öyleyse

Yükseleceğin Yerler

Anka’nın Küllerinden