Yazan: Bahar Özdemir
Bakmıyorum aslında, bakıyor gibi yapıyorum. Çünkü bakmak hatırlatır. Hatırlamak ise yerinden oynatır insanı. Mavi kamelya orada duruyor, ben buradayım. Aramızdaki mesafe bir adım değil, bir ömür.
Mavi. Mavi dediğin şey bir renk değil. Bir geri çekilme. Çocukken sustuğum anların rengi. Sorulup cevaplayamadığım her şey mavi. Kamelyanın yaprakları kıpırdamıyor ama içimde bir şey durmadan yer değiştiriyor. Yer değiştiren şey ben miyim, yoksa bende kalan biri mi?
Bahçe… Bahçe dediğim yer aslında zihnim. Girilmesi yasak, ama sürekli ihlal edilen. Her köşesinde bastırılmış bir anı. Kamelya o anıların tam ortasında. Neden tek çiçek o? Çünkü eksik olan hep tek olur. Fazlalıklar dağıtılır, eksiklik merkezde kalır.
Hatırlıyorum—hayır, hatırlamıyorum. Hatırladığımı sanıyorum. Bir kadın vardı belki. Belki de yoktu. Bellek dediğin şey, gerçeği saklamaz; ona yeni bir şekil verir. Kamelya da öyle. Gerçek olmayan bir renkte açarak bana şunu söylüyor: “Beni böyle uydurdun.”
Yaklaşırsam çözülürüm gibi. O yüzden mesafeyi seviyorum. Psikanalistler buna savunma derdi. Ben buna düzen diyorum. Hayat dediğin şey, çökmemek için kurulan küçük yalanlar bütünü. Kamelya o yalanların en dürüst olanı. Çünkü susuyor.
Bazen düşünüyorum: Eğer o mavi olmasaydı, beyaz ya da kırmızı olsaydı… O zaman bakabilir miydim? Belki. Ama o zaman da ben, ben olmazdım. İnsan bazı renklerle yaşar, bazılarıyla hayatta kalır. Mavi benim hayatta kalma biçimim.
Bir yaprak düşüyor. Düşen yaprak değil, bir ihtimal. “Bunu yapabilirdin” diyen ses. Hemen bastırıyorum. Çünkü ihtimaller geçmişten daha tehlikelidir. Geçmiş bitmiştir; ihtimal hâlâ talep eder.
Kendimi izlerken yakalıyorum bazen. Dışarıdan. Soğuk, düzenli, fazla sakin. Kamelya da öyle. Fazla sakin olan her şey şüphelidir. Bastırılmış olan sakin görünür. Ta ki biri dokunana kadar.
Dokunmuyorum.
Çünkü dokunursam ya çiçek yok olacak ya ben. Belki de ikimiz birden. Öznenin kaybı derler buna. Ben buna çözülme diyorum. İnsan her gün biraz çözülür zaten, bazı nesneler bu süreci hızlandırır.
Bir sabah kalkmadım. Kalkmak gereksizdi. Kamelya zaten oradaydı. Benim olmama gerek yoktu. Aslında hiç gerek olmamıştı. Çiçekler insanlara ihtiyaç duymaz; insanlar çiçeklere ihtiyaç duyar. Anlam üretmek için. Boşluğu estetikle kapatmak için.
Mavi kamelya artık bana bakmıyor. Çünkü bakılacak bir “ben” kalmadı. Geriye sadece bilinç kaldı. Ve bilinç dediğin şey, en çok kendi eksikliğini sever.
Belki de kamelya hiç var olmadı. Belki de ben, içimdeki boşluğa bakabilmek için ona bir şekil verdim. Bir renk verdim. Mavi.
Evet. En doğrusu bu.
Bazı çiçekler açmaz.
Bazı çiçekler yer tutar.
Ve insan, en çok kendi içinde açamayan bir çiçeği sever.
Editör: Fatma Karataş