Kübra Çakar
Sende de bir ben var mı? Bir türlü üstüne kapıyı çekip çıkamadığın içinden… Gelgitlerin gölgesinde verdiğin bir yaşam savaşı.
Bilmiyorum neden ama sanki unuttuğum bir şey var içimde. Duruyorum kapının önünde öylece.
Acaba musluklarımı açık unuttum. Yoksa ütüyü fişte mi? Hatırlayamıyorum.
Bir şeyler eksik, nerde neyi bitireceğimi bilemiyorum.
Tekrar tekrar başa dönüp hep aynı sonları yaşıyorum. Değil, bir arpa boyu yol almak; kıpırdayamıyorum bile.
Anahtarı kilide yerleştiremiyorum hep bir şey oluyor. Geri dönüyorum her sefer ne unuttuğumu hatırlamıyorum. Neler oluyordu anlamıyorum.
Üstelik uymuyor da hiçbir kapıya hiçbir anahtar.
Beni hiç görmedin ağlarken ya da kör karanlıkta yazı yazarken.
Ben kendimi gördüm öyle çaresiz ve yalnızdım ki. Sanki kimse görmüyordu beni.
Sesleri dinliyordum, hatta sessizliği, önce korkunçtu sonra müthiş bir alışkanlık oldu.
Son zamanlarda neredeyse saati bile duymaz oldum. Öyle çabuk geçiyor ki her şey; yetişemiyorum zamana.
Sahi koşmuyorum da zaten koşamam ki ayaklarım ağrıyor benim. Belki psikolojiktir diyorum.
Yaşlanınca hep böyle olmaz mı? Büyüklerimizden biliyorum.
Aksi gibi benim ayaklarım yaşlanmadan ağrıyor ya oda bir garip. İçimdeki zamanda yüz yıllar geçmişte ben hep aynı gibi.
Bu garipliklerimde olmasa hiç çekilmem hayatta.
Nasıl olsa zamana yenileceğim ve bir gün zaman bende yenilecek, o zaman hesaplaşırız.
Kimseden alınacak bir hıncım da yok, alıp veremediğim de. Şimdi hatırlıyorum muslukları kapatmıştım.
Peki ya ütü galiba o hala fişte.
Ne zaman unuttuklarım yanar, eksikliklerim kül olursa işte o zaman yeniden kapıyı çekip çıkacağım, zaten kapıda kalmaz ya neyse.
Elimde anahtarlar kapılar önündeyim şimdi. İsmim okunduğunda gelip tek tek açacağım kapıları.
İçeride seni bulurum umuduyla, üzerine kapıyı çekip çıkarken ki gibi çıkacağım karşına.
Eğer sen de hala oradaysan, ki sen hiçbir yere gitmezsin hele de beni bırakıp, işte ben yine geldim der; noktalarım tüm eksiklerimi…
Nereye koyacağımı bilemediğim o noktayı koyar bitiririm her şeyi…