Mutluluğun Yanılsaması

Ramazan TURHAN

“Herkesi mutlu etmeye çalışarak hayatını mahvedersin. Kendi başına mutlu olmayı öğren.”

İnsanın en büyük yanılsamalarından biri, mutluluğun başkalarının gözlerinde gizli olduğuna inanmasıdır. Çocukken ailenin onayını almaya çalışırsın. Okul yıllarında öğretmenlerinin, arkadaşlarının gözüne girmeye uğraşırsın. Gençlikte sevilmek, beğenilmek, kabul görmek için çabalarsın. Yetişkinlikte iş arkadaşlarının, eşinin, toplumun, hatta hiç tanımadığın insanların bile beklentilerini karşılamaya çalışırsın. Ve fark etmezsin: Mutluluğunu başkasının ellerine bırakmışsındır.

Herkesi memnun etmek… Dışarıdan bakıldığında ne kadar erdemli ne kadar güzel bir çaba gibi görünür. “Fedakâr insan” derler, “herkese koşuyor” derler. Ama içeride başka bir hakikat vardır: Kendini yavaş yavaş tüketiyorsundur. Çünkü başkalarının mutluluğu için sürekli kendinden ödün verirsin. Bir gün bakarsın ki kendi hayatından geriye bir şey kalmamış.

Asıl mesele şudur: İnsanları mutlu etmek mümkün değildir. Çünkü herkesin beklentisi farklıdır, herkesin istekleri sonsuzdur. Birini mutlu eden şey, diğerini mutsuz eder. Birine evet dediğinde diğerine hayır demek zorunda kalırsın. Ve sen sürekli arada kalırsın. Herkese yetmeye çalışırken kendine hiç yetemezsin.

Mutluluk, başkalarına dağıtılarak çoğalmaz; içeriden büyüyerek dışarıya taşar. Kendi içinde mutlu olmayı öğrenmeyen insan, başkasına gerçek anlamda mutluluk veremez. Çünkü içi boş bir kaptan su akmaz. Önce kendi kabını doldurmalısın.

Toplumun dayattığı en büyük baskılardan biri de “iyi insan” algısıdır. Sanki iyi insan, herkese evet diyen herkese koşan herkesi memnun eden kişidir. Oysa bu, iyi insan değil; tükenen insandır. Gerçek iyilik, başkasını memnun etmek uğruna kendini yok saymak değildir. Gerçek iyilik hem kendine hem başkasına aynı anda değer verebilmektir.

Peki kendi başına mutlu olmayı öğrenmek ne demektir?

İlk önce, yalnızlıkla barışmaktır. İnsan çoğu zaman yalnız kaldığında mutsuz hisseder, çünkü başkalarıyla var olduğunu sanır. Oysa yalnızlık, kendinle tanışmanın kapısıdır. Yalnız kaldığında boşluğunu hissetmiyorsan kendi başına mutlu olmayı öğrenmişsin demektir.

Sonra, küçük şeylerde mutluluğu bulabilmektir. Bir bardak çayda, bir gün batımında, sessiz bir kitap sayfasında… Eğer mutluluğun kaynağını büyük beklentilerden değil, basit anlardan çıkarabiliyorsan kendi başına mutlu olabiliyorsun demektir.

Bir de şunu fark etmektir: Mutluluk varılacak bir yer değil yaşanacak bir süreçtir. Başkalarının seni alkışladığı anlarda değil kalbinin kendine yettiği anlarda filizlenir.

Elbette bu başkalarına karşı duyarsız olmak anlamına gelmez. İnsan sosyal bir varlıktır, sevmek ve sevilmek onun doğasında vardır. Ama çizgi şudur: Başkalarının mutluluğu için kendini yok etmek değil kendi mutluluğunu koruyarak paylaşmak.

Herkesi mutlu etmeye çalışmak aslında kontrol saplantısıdır. “Ben herkesi mutlu edersem kimse bana kızmaz, kimse beni terk etmez, kimse beni yargılamaz” diye düşünürsün. Ama gerçek şudur: İnsanların düşüncelerini, beklentilerini, davranışlarını kontrol edemezsin. Ne kadar uğraşırsan uğraş birileri yine mutsuz olacaktır. Ve sen sürekli tükenmiş hissedeceksin.

Kendi başına mutlu olmayı öğrenmek ise kontrolü bırakmaktır. İnsanların ne düşüneceğini ne hissedeceğini değil, kendi ruhunun neye ihtiyacı olduğunu merkeze koymaktır. Bu, bencillik değil özgürlüktür. Çünkü kendi mutluluğunu inşa ettiğinde başkasına vereceğin şey sahici olur.

Şunu düşün: Bir evde elektrik yoksa hiçbir lamba yanmaz. Ama evin içi ışıkla dolduğunda o ışık pencerelerden dışarı taşar. Mutluluk da böyledir. Kendi içindeki ışığı yakmadan başkasını aydınlatamazsın.

Sonunda öğrenirsin ki başkalarını memnun etmeye çalışmak hayatını çalar. Ama kendi başına mutlu olmayı öğrendiğinde başkalarının mutluluğu da daha anlamlı hâle gelir. Çünkü onlara artık tükenmişliğinden değil doluluğundan verirsin.

Related posts

Geri Dönüşsüz Mesafeler

Ah Bu Gençlik

Şakrak’tan Geleceğe Umut Dolu Bir Mesaj