Nöbet Arasında

Nöbet Arasında

Yazar Özge Bahar

 

Kışlanın arka tarafındaki nöbet kulübesi, rüzgârın en sert estiği yerdi. Gece, dağın eteklerinden ağır ağır inmiş; karanlık, tel örgülerin arasına sinmişti. Nöbet saati uzadıkça zaman, askerin sırtında daha ağır bir yüke dönüşüyordu.

Ali ile Murat aynı birlikteydiler ama bambaşka hayatlardan gelmişlerdi. Ali, Ege’de denize bakan küçük bir kasabadan; Murat ise İç Anadolu’nun kurak bir köyünden. Askerliğin ilk günlerinde selamlaşmaktan öteye geçmemişti aralarındaki ilişki. Fakat aynı koğuşu, aynı soğuğu, aynı uykusuzluğu paylaşmak insanları birbirine sessizce yaklaştırıyordu.

O gece nöbet sırası onlardaydı.

Murat, tüfeğini omzuna yaslamış, uzaklara bakıyordu. Ali ise ayaklarını yere vurup duruyor, soğuğu kovmaya çalışıyordu.

“Üşüyor musun?” dedi Ali, sesi kısık ama samimi.

Murat başını salladı.

“Alıştım artık. Köyde de geceler soğuk olurdu.”

Bir süre konuşmadılar. Sadece rüzgârın sesi ve uzaktan gelen köpek havlamaları vardı. Sonra Murat cebinden buruşturulmuş bir kâğıt çıkardı. Annesinden gelen bir mektuptu. Defalarca okumuştu ama her okuyuşunda kelimeler yeniden canlanıyordu.

“Evden haber mi?” diye sordu Ali.

“Annem yazmış,” dedi Murat. “Ekinler bu sene iyi değilmiş.”

Ali başını eğdi. O an, Murat’ın suskunluğunun ardında yatan yükü hissetti. Cebinden küçük bir çikolata çıkardı; kantinden almış, saklamıştı.

“Al,” dedi. “Gece uzun.”

Murat önce şaşırdı, sonra gülümsedi. O gülümseme, kışlanın soğuğuna meydan okuyan bir ateş gibiydi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, nöbet kulübesinin ışığı bir anlığına söndü. Elektrik kesilmişti. Karanlıkta sadece nefesleri duyuluyordu. Murat istemsizce gerildi. Ali bunu fark etti.

“Buradayım,” dedi Ali. “Merak etme.”

O iki kelime, emirden ya da talimden daha güçlüydü. Çünkü asker arkadaşlığı bazen aynı siperde, bazen aynı nöbette, bazen de sadece “buradayım” diyebilmekte saklıydı.

Sabah olduğunda, dağın arkasından güneş yavaşça yükselirken nöbet bitmişti. Koğuşa doğru yürürlerken Murat sessizliği bozdu:

“Terhis olunca kasabana gelirsem, denizi bana sen göster.”

Ali gülümsedi.

“Sen de bana köyünde gökyüzünü.”

O gün, askerlik hâlâ zordu, soğuk hâlâ keskin. Ama artık ikisi de biliyordu: Bu yük, paylaşıldıkça hafifliyordu.

 

Edit:Orhan Özer

Related posts

Kıyaslama

Kaktüs

Bilinmezliğe Giderken