Raylardan Kalan Ses

Yazar Yüksel Yıldırım

 

İstasyon sabaha karşı en acıklı hâlini alır.
Gece çekilmiş, karanlık bavullarını toplamış gitmiştir ama ardında ağır bir sessizlik bırakmıştır. Demir raylar soğuktur; üzerine basan her ayak, biraz daha üşür. Trenler bu saatte acele etmez, çünkü gidenlerin çoğu dönmeyeceğini bilir.

Meryem, peronun tahta bankında oturuyordu. Parmakları dizlerinin üzerinde kenetlenmişti; sanki ellerini bıraksa içi dağılıp raylara dökülecekti. Yanında eski bir valiz vardı. Kilidi bozuktu. İçinde ne olduğu önemli değildi zaten: önemli olan, valizin onu burada tutmasıydı. Gitmek için bir bahaneye ihtiyacı vardı.
Saatin tik takları, kalbinin atışına karışıyordu.

Bu trenle gidecekti.
Ya da gitmeyecekti.
İnsan bazen en çok kararsız kaldığı yerde parçalanır.
Yusuf’u en son bu istasyonda görmüştü.
Altı ay önce.

Yusuf askerdi. Üniforması her zaman biraz büyük gelirdi; omuzları sanki yükünü taşıyamıyormuş gibi düşük dururdu. Ama gözleri… Gözleri hep cesurdu. Meryem, onun gözlerine bakınca korkularının utanıp geri çekildiğini hissederdi.

O gün de trenle gitmişti Yusuf. Ama bu kez dönüşü olan bir gidişti. Demişlerdi.
“Merak etme, iki ay sonra buradayım.”
İki ay, altı ay oldu. Altı ay, bir mektuba dönüştü. Sonra o mektup da sustu.
Meryem her gün istasyona gelmeye başladı. Trenleri saydı. Yüzleri ezberledi. Her askeri üniformada Yusuf’u aradı. Yanlış yüzler yüzünden kaç kere kalbi durdu; hatırlamıyordu artık.

Bir gün, bir görevli yaklaştı. Elinde sarı bir zarf vardı.
“Yusuf Demir’in yakını siz misiniz?”
O an Meryem’in içinden bir tren geçti rayları kırarak.
Zarf ağırdı. Kâğıttan değil, kaderden yapılmıştı sanki.

“Şehit olmuştur” yazıyordu.
Meryem ağlamadı. Çünkü bazı acılar, gözyaşını bile reddeder.
Sadece oturdu. Saatlerce. İstasyonda gece oldu, sabah oldu. Trenler geldi, gitti. Ama Meryem yerinden kalkmadı.

O günden sonra Yusuf’un sesi istasyonda kaldı. Her tren düdüğünde, “bekle” diyen bir fısıltı gibi. Şimdi altı ay daha geçmişti. Ve Meryem bu kez kendisi gitmek için buradaydı.
Arkasında bırakacağı şeyler çoktu: Yarım kalmış bir sevda, mezarına bile sarılamadığı bir adam, her gelişinde umutlanan bir istasyon.

Tren uzaktan göründü.
Raylar titredi.
Meryem’in kalbi de.
Ayağa kalktı. Valizi aldı. Bir adım attı, sonra durdu. İçinden bir ses, Yusuf’un sesi, “Ben dönemedim ama sen kal!” diyordu.

Kapılar açıldı. İnsanlar indi, insanlar bindi. Meryem binmedi. Tren hareket etti.
Rüzgâr, saçlarını yüzüne savurdu. Gözleri doldu ama bu kez ağladı. Çünkü ilk defa gidişe değil, kalışa ağlıyordu.

Meryem valizi bankın yanına bıraktı. Artık gitmeyecekti. Çünkü bazı insanlar, sevdiklerini raylarda bırakmaz.
Yusuf dönmemişti. Ama Meryem, onun beklediği yerde kalmıştı. Ve istasyon, ilk defa yalnız değildi.

Related posts

Pazartesi Tahlil Atölyesinde “Cam Irmağı, Taş Gemi”

Gidenler Ve Geride Kalanlar

Geç Aşk