Sarayın en eski koridorlarından birinde, tozlu bir duvarda asılı duran tuhaf bir tablo vardı. Yıllarca kimse ona bakmaya cesaret edememişti. Çünkü ne zaman saray ahalisi bu tabloya göz ucuyla ilişse, duyulmayan bir fısıltı kulaklarına doluyor, içlerinde açıklanamayan bir ürperti bırakıyordu. “Lanetten uzak durun,” der gibi bakıyordu tablo; ama kimse neyi kastettiğini tam olarak çözebilmiş değildi.
Bir gece sarayın cesur genç bekçisi Emir, görevi sırasında o koridordan geçerken tabloyla göz göze geldi. Bir anda hafif bir tıslama duyduğunu sandı. Kalbi hızla çarparak tabloya doğru yaklaştı. Tablo, gece yarısı aydınlanmış gibi hafifçe parlıyordu. Emir’in gözü, resmedilmiş kadim bir şatonun dışında duran siyah kedi figüründen bir an olsun kopamadı. Sanki o kedi göz kırpmış gibi geldi ona. Emir ürpererek elini uzattı; tuhaf bir çekim hissiyle tabloya dokunduğu anda koridorun lambası sönüp yeniden yandı. Siyah kedi gözlerini Emir’e dikmiş, sanki “Beni buraya kapattılar,” diye fısıldıyordu.
Ertesi sabah sarayda herkes Emir’in anlattığı garip olayı konuşuyordu. Kimileri bunun sadece hayal olduğunu düşündü, kimileri ise gerçekten bir şeylerin “lanetli” olduğuna inanmaya başladı. Fakat Emir o gece tabloyla yaşadığı kısa karşılaşmadan sonra bir sır hissetmişti; sanki tablonun içinde hapsolmuş bir hikâye vardı. Karanlık gözlerle süzülen kedi, bu sarayda gizlenen eski bir efsanenin kapısını aralıyor gibiydi.
Günlerden bir gün sarayın genç tarihçisi Leyla, cesaretini toplayarak tabloyu daha yakından incelemeye karar verdi. Gecenin sessizliğinde koridora süzüldü; kalemi ve not defteriyle tabloya yaklaştı. Fakat ilk adımını attığı anda ayak sesleri birden yükseldi. Sanki sarayın içinde kendi kendine yankılanan adımlar gibi… Leyla irkildi, fakat geri dönmedi. Tabloyu çevreleyen çerçevede, gözüne küçük bir yazı ilişti: “Gerçeği gören, gerçeğe sahip olur.” Bu cümle, Leyla’nın içinde hem merak hem de hafif bir korku uyandırdı.
O andan sonra sarayda gece yarısı koridorlarında dolaşan garip gölgeler görünmeye başladı. Bekçiler, karanlıkta siyah bir kedinin tablonun etrafında dolaştığını söylediler. Leyla her akşam tabloya geri dönüp küçük detaylar keşfetti; sanki tablo her gün yeniden şekilleniyordu. Bir gün Leyla sabah uyandığında, siyah kedi figürünün tablodan silinmiş olduğunu fark etti. Yerine yazılmış tek bir cümle vardı: “Artık özgürüm.” Leyla’nın içi bir sevinçle çarptı ama aynı anda bir ürperti de hissediyordu. Çünkü kedi gerçekten özgür müydü, yoksa sarayda şimdi başka bir şey mi dolaşıyordu… Kim bilir, belki de sarayın uzun koridorlarında yankılanan ayak sesleri, yeni bir efsanenin başlangıcıydı.