Bazı şiirler vardır, adını duyunca bile insanın aklına hemen bir ağırlık çöker. Cemal Süreya’nın “Sıcak Nal”ı da onlardan. Kitabın başlığını taşıyan bu şiir, sanki demir gibi kızgın bir gerçekliği bırakıyor avuçlara. İşte dizeler:
Art çocuk, Muhyiddin Çelebi, Molla Fenari’nin kısık fitili;
Okuduğu her beyitten sonra
Gülsuyuyla yıkardı ağzını;
Kirlidir şiir; ve söz, atılmazsa zehirdir;
Bunu bilirdi;
Acı bir gölge geçerdi bakışından,
Mesir macununun içindeki çivit gibi.
Bu satırlar, şiirin kirli ama kaçınılmaz doğasını haykırıyor. Bir âlim figürü üzerinden anlatılıyor: Her dizeden sonra ağzını gülsuyuyla temizleyen biri, çünkü şiir kirletiyor, söz zehir bırakıyor eğer dışarı atılmazsa. O gölge, o çivit tadı… Şiirin hem zehir hem şifa olduğunu, ama bu ikiliği taşımanın ne kadar yorucu olduğunu hissettiriyor.
Şiirin arkasında somut bir hikâye, bir anekdot ya da kişisel olay anlatılmıyor. Cemal Süreya’nın hayatı zaten şiirle iç içe; Osmanlı’dan kalma kültür mirasını, tasavvufi izleri, kendi yalnızlığını ve edebiyatla kurduğu o sert ilişkiyi yansıtıyor. “Sıcak Nal” kitabı, şairin geç olgunluk dönemi; 1988’de Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü alan bu kitapta, dilin sınırlarını zorlayan, gelenekle hesaplaşan bir ses var. Belki de yıllar içinde biriken o “kirli” sözlerin toplamı bu şiir. Ama asıl hikâye, okuyanın kendi içinde başlıyor.
Edebiyat açısından “Sıcak Nal”, Cemal Süreya’nın en keskin yanlarını gösteriyor. İkinci Yeni’nin o imgeci, soyut havasını taşırken, aynı zamanda konuşma diline yakın, neredeyse didaktik bir tonda ilerliyor. Şiir, kendini sorguluyor; sanatın temiz olmadığını, zehirli olabileceğini açıkça söylüyor. Bu cesaret, Türk şiirinde nadir. Geleneksel âlim figürlerini (Muhyiddin Çelebi, Molla Fenari) alıp modern bir acıya dönüştürmek, hem tarihle hem şiirin kendisiyle yüzleşmek demek. Sadelikle derinliği birleştiriyor; fazla süs yok, ama her kelime ağır. Okuyanı rahatsız ediyor, düşündürüyor, çünkü şiirin “kirini” kabul ettiriyor. Bu yüzden zamansız kalıyor; bugün de yarın da, sözün zehrini taşıyan herkesin şiiri.
Aslında “Sıcak Nal”, bize şunu fısıldıyor: Şiir yazmak, okumak, söylemek… Hepsi bir tür yanık izi bırakıyor. Nal gibi sıcak, deriye değdiğinde acı veriyor ama iz kalıyor. Ve o iz, belki de en gerçek sanat. Cemal Süreya, bu acıyı öyle güzel anlatıyor ki, biz de o gölgeyi hissediyoruz bakışımızda.