Stradivarius: Hayır, Giyim Markası Olan Değil

Sıla YAZICI

Küçük Buzul Çağı’nı Geri Getirin, Keman Yapacağız!

 

Keman kursuna gittiğim yıllarda, keman öğretmenim Pınar Hoca bana Stradivarius kemanlarından bahsetmişti. Bir tanıdığında kemanlardan birini görme fırsatı bulduğunu anlatmıştı. Gözlerinde bir parıldama, bir heyecan vardı bunlardan bahsederken. Yıllar sonra ilk keman konserimin fotoğrafını bulduğumda bir anda aklıma geldi. Tabii Stradivarius keman ailesinin önemini biliyordum ancak onları bu kadar eşsiz kılan neydi?

Stradivarius dendiğinde çoğumuzun aklına giyim markası geliyor ancak aslında çok daha farklı bir kategoriden, müzikten bahsedeceğiz. Cremona’nın sokaklarından yükselen ve üç asırdır tınısıyla insanlığı büyüleyen bu isim, gelmiş geçmiş en büyük luthier (telli müzik aleti uzmanı) kabul edilen Antonio Stradivari’nin Latinceleştirilmiş soyadı. Stradivari’nin ellerinde hayat bulan kemanlar, viyolonseller ve viyolalar, bugün yalnızca müzikal mükemmeliyetin değil, aynı zamanda ulaşılması neredeyse imkânsız bir prestijin ve maddi değerin simgesi hâline geldi. Ancak bu kutsal enstrüman hiyerarşisi içinde öyle bir grup var ki nadirlikleri onları birer mit hâline getirdi: Stradivarius viyolaları.

Antonio Stradivari’nin kariyeri boyunca neden bu kadar az viyola ürettiği sorusu, Barok dönem Avrupa’sının müzikal yapısında ve sosyo-ekonomik dinamiklerinde yatıyor. 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılın başlarında, İtalyan Barok müziğinin gelişiminde viyola enstrümanı hak ettiği ilgiyi göremedi. O dönem popüler olan solo ve trio sonat formları, temel olarak bir ya da iki keman ile basso continuo üzerine kuruluydu. Viyola, orkestral düzenlemelerde orta frekansları dolduran yardımcı bir unsur olarak görülüyor, solo bir kimlik taşıyordu. Saraylar ve kraliyet şapelleri için özel sipariş edilen enstrüman takımları dışında, bağımsız viyola talebi son derece düşüktü. Stradivari de doğal olarak piyasa talebini takip etmiş, kaynaklarını ve zamanını dönemin asilleri ve zenginleri tarafından yoğun şekilde sipariş edilen keman ve çelloların üretimine yönlendirmişti ancak bu rağbet görmeyen viyolaların ileride koleksiyonerlerin gözdesi olacağından bihaberdi.

Stradivari’nin viyola yapımındaki ilk adımı, 1672 tarihli ünlü “Mahler” viyolasıdır. Bu enstrüman günümüze ulaşmış en eski Stradivarius Viyolası olmakla birlikte ustanın Nicolò Amati’nin atölyesinde geçirdiği çıraklık döneminin izlerini taşıyor; uzun, hafifçe aşağı sarkan köşeleri ve ağır tasarımıyla Amati tarzını anımsatan bir kalıba sahip. 1690’lı yıllara gelindiğinde, Cremonalı asilzade Bartolomeo Ariberti aracılığıyla Toskana Büyük Prens Ferdinando de’ Medici için sipariş edilen enstrüman seti, Stradivari’nin kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Dönemin diğer büyük ustalarının aksine Stradivari, viyolanın tiz tonlardaki netliğini artırırken bas tonlarındaki zenginliği korumayı başaran daha ince ve kıvrak kontralto modelini standart hâline getirerek imzasını atmıştı.

Stradivarius enstrümanları aynı zamanda bilim insanlarını da meşgul etti. Bu benzersiz tınının ardında yalnızca üstün bir işçilik değil, aynı zamanda tesadüfi çevre koşulları ve kimyasal müdahalelerin de olduğunu doğruluyor. 17. yüzyılda Avrupa’da yaşanan Küçük Buz Çağı (özellikle 1645-1715 yılları arasındaki Maunder Minimum dönemi), yazların serin ve kışların aşırı soğuk geçmesine neden oldu. Bu sert iklim koşulları altında büyüyen köknar ve akçaağaçlar, son derece yavaş büyümüş ve halkaları birbirine çok yakın, alışılmadık derecede yoğun bir ahşap yapısı geliştirdi. Bu yoğun ahşap, titreşimlerin enstrüman gövdesinde çok daha homojen ve zengin bir şekilde yayılmasını sağlamış oldu. Akustik mucizenin asıl kaynağı ahşabın sadece biyolojik yapısı değildi. Dönemin Cremona’sında yaygın olan odun kurdu istilası, Stradivari ve çağdaşı Guarneri del Gesù gibi ustaları agresif koruyucu önlemler almaya zorladı. Yapılan kimyasal analizler; ahşabın borax, çinko, bakır, şap ve kireçli su karışımıyla emprenye edildiğini ortaya koydu. Böceklerden korunmak amacıyla yapılan bu agresif yıkama işlemi, ahşabın selüloz yapısını moleküler düzeyde değiştirerek ona benzersiz bir sertlik, rezonans kapasitesi ve akustik direnç kazandırmış oldu. Ayrıca Kuzey İtalya’daki ağaçların Venedik lagünlerinde nehir yoluyla taşınması sırasında suya nüfuz eden bakteri ve mantarların ahşabı daha geçirgen hâle getirmesi de sesin yayılım hızını olumlu etkiledi. Stradivari’nin kullandığı keten tohumu yağı ve çam reçinesi bazlı geleneksel vernik ise enstrümanın dış etkenlere karşı korunmasını sağlarken ahşabın nefes almasına izin verdi. Bu şekilde mükemmel kemanların simyası oluşmuş oldu.

Müzik dünyasında ve nadir enstrüman piyasasında bir “Stradivarius Kuvarteti” oluşturabilmek (iki keman, bir viyola ve bir viyolonsel), koleksiyonculuğun nihai ve en yüksek mertebesi kabul edilir. Tarih boyunca yalnızca 38 seçkin koleksiyoner veya kurum bu dört enstrümanı aynı anda bir araya getirmeyi başarabildi. Bu kuvarteti tamamlamanın önündeki en büyük engel, keman veya çello eksikliği değil, piyasada bulunması neredeyse imkânsız olan viyoladır. Enstrümanların değer artış hızı ve finansal stabilitesi, Dow Jones Endeksi’ni ve kıymetli madenleri geride bırakarak tarihi zirvelere ulaştı. Bu olağanüstü finansal değerlerin arkasındaki temel dinamik ise kalıcı kıtlık. Keman üretimi asırlar boyunca devam etmiş ve hayatta kalan yüzlerce örnek piyasada sirküle olurken, Stradivarius viyolalarının neredeyse tamamı vakıf, devlet ve müze koleksiyonlarınca alındı. Bu durum, özel piyasada serbest dolaşımda olan enstrüman sayısını sıfıra yaklaştırmaktadır. Böylece bir müzisyen için Stradivarius çalmak, sadece fiziksel bir ses üretmek değil, geçmişin devasa kültürel mirasıyla doğrudan bağ kurmak anlamına gelmiş oluyor.

Related posts

Web Tasarımı Bir Meta Haline mi Geliyor?

Friglerin Düğünü

Van Gölü Ekspresi: Doğanın Kalbine Uzanan Yolculuk