Sayın pedogoglar, uzmanlar, çocuk gelişimciler, rehberlikçiler…
Size pek de hoşunuza gitmeyecek bir şey söyleyeyim mi?
Çocuk yetiştirme ile ilgili ortaya attığınız bir fikrin tutmadığını görünce o fikri çürütüp başka açıklamalar yapmanız anne ve babaları gerçekten yordu artık. Mesela aklıma gelen birkaç örnek vermek isterim:
Bir zamanlar çocuklara bağırmanın ne kadar yanlış olduğunu anlatırdınız; şimdi de hep nezaketle büyütülen çocukların savunma mekanizmasının gelişmediği ve aile dışında karşılaşacağı en ufak bir öfkeli insana karşı kendi iç dünyasının yıkıntıya uğrayacağını söylemeye başladınız. Ve yine bir zamanlar bebeklere uyku eğitimi verilmesi gerektiğini, hatta kendi yataklarında yatması gerektiğini empoze ederken şimdi ise bebeklerin doya doya kucakta kalmasını ve iki yaşına kadar anne ile beraber yatmasını tavsiye eder oldunuz. Bunun gibi inanın en az on örnek verebilirim ama lafı uzatmak istemiyorum.
Ben hem iyi bir gözlemci olarak hem üç çocuk annesi olarak hem de çevremde yaşanılanlara şahit olarak şunu diyebilirim ki; tüm çocuklar için geçerli olabilecek genel geçer bir uygulama asla yok. Bir çocuğuma yaptığım yaklaşımımda sonuç alırken aynı yaklaşım diğer çocuğumda hiçbir etki etmeyebiliyor. Ne kadar iyi eğitim alırsanız alın ne kadar kendinizi geliştirirseniz geliştirin ne kadar profesyonel ya da ikna edici yaklaşırsanız yaklaşın çocukların kendi fıtratını aşamıyorsunuz. Çocuk izin verirse bazı şeyleri çözüyorsunuz; izin vermezse yine ona ulaşacak yeni yollar bulmaya çalışıyorsunuz. Annelik resmen deneme, yanılma ve bulma süreci ile ilerliyor.
Yıllardır takip ettiğim uzmanlar ve yazarlar var. Öyle de güzel anlatıyorlar ki gerçekten insan kapılıp gidiyor anlatılanlara. Ama anlatılanlar daha çok ebeveynlerin yaptıkları hatalar üzerine… Nerde ne yanlış yapılıyor, hangi davranış çocuğa nasıl zarar veriyor, uzun uzun anlatıyorlar. Tamam, diyorsun sen de kendince. Tamam, nerde yanlış yaptığımı anladım. “Peki ne yapmamız gerekiyor?” diyorsun ve bu soruya sıra gelince işler karışıyor. Sanki her çocuğa uygulanabilecek bir formül varmış gibi kısa bir reçete veriliyor. Sevgili uzman arkadaşlar olmuyor; inanın olmuyor. Her çocuğun mizacı, huyu, karakteri, hayata bakış açısı bambaşka ilerliyor. Kendi çocuğun bile seni bir anda ters köşe yapabiliyorken senin hiç tanımadığın bir çocuğu verdiğin tavsiyeler insanın elinde patlayabiliyor.
Çocukların ağlama krizleri, inatçılıkları, ders çalışmamaları, kitap okumamaları, öz güven yetersizlikleri, egoları ve daha bir sürü konuda, bu zamana kadar hep ebeveynleri sert bir dille eleştirdiniz, durdunuz. Bir de şimdi, ebeveynlerin nazarından sizlerin de nasıl göründüğüne bir bakın istedim.
Burada amacım, mesleğini layıkıyla yapan, yapmaya çalışan alanında uzman hiç kimseyi yermek değil. Sadece gönül ister ki her anneye, her babaya karşı direkt suçlanma moduna girilmesin. Herkes aynı kefeye konulmasın. Aile çocuğa en büyük örnektir buna ben de katılıyorum; ama sadece ailenin davranışları da yeterli değildir, bu da kabul edilsin. Bir ailede her gün kitap okuyan anne baba varken çocuk asla okumak istemiyorsa okumayabiliyor. Bazen de eline hiç kitap dahi almayan annenin kitap kurdu bir çocuğu olabiliyor. Yine bir ailede ibadetine düşkün anne babanın yanında, abdest dahi almak istemeyen çocuk olabiliyor. Aynı ailede bir birey gezgin, bir birey uykucu, bir birey yerinde duramayan kâşif, bir birey düzen adamı, bir birey çorabını kaldırmaktan aciz olabiliyor.
Son olarak şunu söylemek isterim ki zamanımızın sevgili anne ve babaları çabanızı görüyorum, bazen yanılıyorsunuz, bazen düşüyorsunuz, bazen kalkıyorsunuz ama çabalıyorsunuz görüyorum. Maddi ve manevi emek veriyorsunuz. Dua ediyorsunuz, evladınızın elinden tutuyorsunuz ve tüm literatürleri kenarı bırakıp kalbinizin sesini dinliyorsunuz. Yorulsanız da pes etmeden devam etmeye çalışıyorsunuz. İşte bu, o kadar kıymetli ki …
Bizler Allah rızasını gözeterek din, ahlak ve vicdan çerçevesinde evlatlarımıza rehber olmaya çalışıyoruz. Biz onları büyütürken onlar da bizleri büyütüyor. Bu süreçte elbette sabrının meyvesini bekliyor insan. Biz de bekleyelim; ama her çocuğun kendi fıtratının bir yansıması ve kendi imtihan dünyasının olacağını da unutmayalım. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıp geriye tevekkül ile sükûta çekilelim.