Anne

Ayşe BAKIR YILDIZ
Ayşe sabahın beşinde gelen ani bir telefonla uykusundan uyandı. Telefonda tanımadığı bir erkek sesi ağlayarak konuşmaya çalışıyordu. Ayşe ilk kez duyduğu bu sese kulak verdi “Abla annemiz yoğun bakımda sürekli seni sayıklıyor, bu son görüşün olabilir lütfen gel.” dedi telefondaki ses. Ayşe hiç cevap veremedi, telefonu kapattı. İçinden bir şeyler kopup gidiyordu ne hissedeceğini bilemiyordu. Onu sadece doğurmaktan başka hiçbir şey yapmayan bir kadın onun annesi olabilir miydi? Doğurup sonra çocuklarını evlatlık verip sonra ortadan kaybolan bir daha arayıp sormayan bir kadın anne olabilir miydi? Onu hiç görmemişti görmek de istememiş yok saymıştı. Ama yıllarca hep sormuştu, hayalinde onu sorgulamıştı, yargılamıştı ve kalemini kırmıştı. Yıllarca bir sebep aramıştı “neden” diye sormuştu hep kendini suçlamıştı. O kadın aslında çoktan ölmüştü onun için. Öylece yatağında yatmaya devam etti. Sonra birden kalktı, karar değiştirdi, gidecekti. Üzerini değiştirdi, küçük bir çanta hazırladı, yola çıktı.

Dört saat kadar süren yolculuktan sonra kendini başka bir ilde şehir hastanesinin yoğun bakım kapısında beklerken buldu. Telefonda, çocuktan adresi öğrenmişti. Tanımadığı birkaç kişi kapıda bekliyorlardı. Bu insanları da ilk kez görüyordu sessizce beklemeye başladı. Saati gelince odaya onu alacaklardı. Hâlâ girip girmemekte kararsızdı. Bir pişmanlık vardı içinde ama neye olduğunu bilmiyordu. Zaten bu saatten sonra pişmanlık neye yarardı. Kısa bir süre sonra içeri girdi. Güzelliğinin masmavi gözlerinin dillere destan olduğunu duymuştu. Çerkez kökenliydi büyük büyük ataları Kırım’dan göç etmişti. Ayşe yavaş yavaş yatağa doğru yaklaştı, kadın başını ona doğru çevirdi, beyaz saçları örgülüydü, yüzü bembeyazdı ve onca yıl acımasızca geçip giderken birer çizgi bırakmıştı yüzünde. Mavi gözlerini açtı hayretle baktı, “Yavrum” dedi güçlükle elini uzattı, sesi zor çıkıyordu. Kollarında serum, göğsünde bir sürü şey burnunda maske vardı. Kalp atışları yükseldi. Hemşire “Gelin” dedi. Ayşe yatağa iyice yaklaştı elini tuttu buz gibiydi, gözlerinden yaşlar süzülüyordu onu bu hâlde bulacağını tahmin ediyordu ama bu kadar etkileneceğini tahmin etmiyordu. Kalbi çok hızlandı tansiyonu yükseldi Ayşe’yi dışarı aldılar. Bir süre daha dışarda o hiç tanımadığı insanlarla bekledi. Sonradan yaptığı evlilikten iki oğlu olmuş. Büyük oğlu anlattı “Abla annemiz seni hep sevdi hep özledi hep seni sayıkladı ama seni evlat edinen aile sana yaklaşmasına izin vermedi. Mecbur kaldığı için seni ve diğer kardeşlerini evlatlık vermiş.” dedi. O konuşuyor Ayşe duymuyordu. Gözleri çok uzaklara dalıp gitmişti. Bu saatten sonra neye yarardı. Oysa bir ömür terk edilmişliğin acısını içinde yaşadı. Ne konabildi bir ağaç dalına ne de göçebildi başka diyarlara, birilerinin peşine takılıp. Ürkek bir serçe gibi korkarak yaşadı bu hayatı.

Her şey için artık çok geçti. Ayşe gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle sildi. Düşen omuzlarını kaldırdı. “Ben onu affettim hakkımı da helal ettim lütfen fırsatın olunca söyle.” dedi. Ayağa kalktı “Hoşça kal” dedi otobüse doğru yürürken içindeki çocuğu susturmuştu artık ağlamıyordu.

Related posts

HZ.Süleyman 6.Bölüm

Uzman Olmayanların Dilinden

Rüya