Vicdan

Yazar Nilüfer Sedef

Bak seninle baştan anlaşalım anne kadın. Çevremde başka yazar olmadığı için hikâyemi sana yazdırıyorum. Çok heveslisin bu hikâyeyi yazmaya ama şurada anlaşalım: Hiçbir kelimesine dokunmadan çıkarmadan yazacaksın ve müdahale etmeyeceksin anlattıklarıma. Tamam mı? Okurla arama girme. Bu benim hikâyem. İstersen sen de başka yazıda kendi tarafından anlatırsın olan biteni. Tamam mı?

— Tamam, anlaştık. Benim için de çok heyecanlı olacak bir kedinin anlattıklarını yazıya dökmek.

— Tamam o zaman, başlayalım. Şimdi efendim, öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Ben sonradan görme değilim. Doğar doğmaz kendimi harika bir evde, sıcacık bir ortamda buldum. O evimde yaşayan kölelerim, çocukları çok istiyor diye bir yakınlarının doğum yapan kedilerinden en sevimlisini, yani beni almışlar.

Başlarda iyi ki almışlar diyordum; yediğim önümde yemediğim arkamda, beni yaş mamalarla besliyorlardı ama sonraları “Keşke almasalardı.” diye pişman oldum. Neyse, geleceğim oralara. İşte ben yeni yeni dünyayı tanımaya başlamışken hoop, beni o eve götürdüler. Çocuk bana bir sarıldı. “Tamam.” dedim, “Buraya demir attık.” Anne kadın da hazırlık yapmış tabii. Yumuş yumuş peluş yatağım, mama ve su kaplarım hazır. Ben sevinçten dört köşe oldum. Çocukla oyunlar oynuyoruz, kucağında uyuyorum falan. O okula gidince anne kadınla kalıyoruz baş başa.

Devamlı temizlik yapıyor. Benimle ilgilenmiyor. Ben de tuvalet eğitimim olduğu hâlde dikkat çekmek için gidip orta yere çişimi yapıyorum. Anlamıyor tabii neden yaptığımı. Yerdeki sıvıyı görünce başlıyor feryat figan çığlık atmaya. Anlasana be kadın, ilgilen benimle. Bu ev benim, ilgiye ihtiyacım var. Neyse efendim, bir iki derken kadın bana gıcık olmaya başladı.

Bu arada devamlı yaş mama yiyorum bulmuşum bol bol, bırakır mıyım? Bunları böyle fazla fazla yiyince benim dişler çürümeye başladı. Keyfim kaçtı. Bir köşede acıdan kıvranıp yatıyorum. Baba adam olmasa ne anne kadın ne çocuk hiçbir şey anlamayacaktı. O anladı da sağ olsun beni veterinere götürdü. Bir sürü tahlil kontrol falan, dişlerim çekildi rahatladım.

Tabii baba adam beni yüklü bir faturayla beraber eve getirdi. O sırada anne kadın da öğlen koltuğa bıraktığım imzamı temizlemekle meşguldü. Bir de faturayı görünce evde yine kıyamet koptu. Baba adam, çocuk ortamı yatıştırmaya çalıştı ama nafile. O gece ben ağrım kesildiği için mışıl mışıl uyudum ama anne kadının hain planlarını bilseydim hiç uyur muydum? Neyse efendim, ertesi sabah baba adam işe, çocuk da okula gidince anne kadın beni tatlı uykumdan uyandırıp kedi çantasına koydu.

Beraber çıktık yola. Yine veterinere gideceğiz sanıyorum, hafif hafif mızmızlanıyorum. İşte sevgili okur, bu siz insanlar da olduğu gibi her canlıda var. Beterin beterinin olacağını bilmeden küçük şeylere sızlanıp duruyoruz. Nerede kalmıştım, hah evet… Bu beni arabaya aldı, bayağı gittik. Tanımadığım yollardan geçtik.

Ben bir yandan da olası bir şeye karşı yolu ezberlemeye çalışıyorum ama o kadar gittik ki yol o kadar uzun sürdü ki artık uykuya yenik düştüm. Araba da bir güzel sallanıyor. Tam uyumalık. Arabanın kapısının açılmasıyla kendime geldim. Dışarıdan gelen soğuk hava patilerimden geçip tüylerimin diplerine kadar ulaştı.

Anne kadınla göz göze gelince ne olacağını anladım ama maalesef yapacak hiçbir şeyim yoktu. Biraz çığlık attım, biraz bağırdım ama bana mısın demedi. Beni en kuytu köşeye götürüp çantanın kapağını açtı. Çıkmak istemedim önce ama dışarıya yaş mama dökmüş vicdansız, kokusunu alınca dayanamadım. Ben onu yemeye başlayınca bir anda çantayı alıp arabaya bindi, gaza basıp gözden kayboldu.

— Ayyy, dayanamayacağım. Vicdansız, merhametsiz kadın! El kadar kediden ne istedin? Eve alıştırmasaydın bari. Hiç düşünmedin mi bu ne yapacak sokakta diye? Senin çocuğunu böyle sokağa atsalar ne hissederdin?

— Off, biz seninle ne anlaştık anne kadın. Girme hikâyeme. Ben ardından saydırdım zaten. Olayı daha fazla dramatize etme. Zaten okuyanın gönül telleri sızlamıştır, bir de sen tuz biber ekme. Hem biz kediler sizin gibi çıtkırıldım değiliz. Yaradan bizi tüm koşullarda yaşayabilelim diye çeşitli güzelliklerle yaratmış. Doğuştan kürkümüz üstümüzde, dilimizdeki antiseptikler yiyecekleri temizlemek için, uzun pençelerimiz de kendimizi koruyabilmemiz için var. Haa, en önemlisini unuttum: hâlâ sizin gibi duygusal, hassas, doğaya ve canlıya ehemmiyet gösteren insanlar da var. Bizde de onların vicdanına oynayacak sevimlilik var. Neyse, bu son söylediğimi insanlar bilmesin. Bu kısmı yazıdan çıkarırsın. Bak nerede kaldığımı unuttum. Bir daha hikâyeme karışma.

— Tamam tamam, karışmam. Kadın seni sokağa bırakıp kaçmıştı, orada kaldın.

— Hah tamam. Neyse efendim, melun olaydan sonra günlerce sokaklarda yattım. Ne bulursam yedim, birkaç kediyle takıştım. Dişiyim ama dişliyim evelallah. Hiçbirine pabuç bırakmadım. Sokakta namımız yürüdü. Çoğusu bana yaklaşamadı, yaklaşan olursa da ağaçlara tırmanıp orada sabahladım. Yine böyle günlerden birinde bir sokağa düştü yolum. Yan yana dükkânlar, sokaklarda sadece birkaç kedi var. Onlar da bir tıslamamla sağa sola kaçışıyor.

Çamlıca Tepesi’ne yakınmış, o yüzden havası da iyiymiş. Bazı tekirler konuşurken duydum. Sakin bir yer. Biraz daha ilerledim, caddeye doğru çıktım. Cadde dediğim küçük, dar bir sokak. Bir taraftan arabalar geliyor, bir taraftan arabalar gidiyor. İki yolun ortası da ağaçlıklı, çimlerle donatılmış. Koşup yuvarlanabileceğim bir yer. Aaa bir de ne göreyim, kuşlar… En sevdiğim canlılar. Onlardan birini yakalasam bir haftalık yemeğim çıkar. Birileri yem atmış, keyifle yiyorlar. Yiyin yiyin, en dalgın olduğunuz anda sizi yakalamaz mıyım? Onları izlerken burnuma mama kokusu geldi. Kaynağını ararken biraz daha ilerledim, bir de ne göreyim: İlerdeki dükkânın önünde bir kap dolusu mama var. Yanında da su. Hemen koşup mamaların çoğunu mideye indirdim.

Sudan da kana kana içtim. Karnım tıka basa dolu, karşımda kuşlar ve gökyüzüne doğru uzanan ağaçlar. Onları seyrederken sırtımı dükkâna dayadım. Bir anda içeriden sesler gelmeye başladı. Başımı döndürüp içeri baktığımda ne göreyim: İki tane kedi ve iki kadın oyun oynuyor. Kediler saklanıyor, bu koca koca insanlar onları bulmaya çalışıyor. Bir kahkaha, bir neşe var içeride sorma gitsin. O evdeki gibi ısıtıcılar da var. İçerideki kedilerin keyfi yerinde. Sıcacık ortama kendilerini atmışlar, bir de köleleri onları eğlendiriyor… Sonra kadınlar beni fark etti.

Yüzüme hüzünlü bir ifade yerleştirip bakışlarımı onlara diktim. Oynamayı bıraktılar. Soğuk havada dışarıda olmam bir de bakışlarım onları etkilemiş belli. “Güzel,” dedim. Tebrik ettim kendimi. Kadınlar bana yaş mama getirdi hemen. Bir güzel mideye indirdim ama camdan içeri bakmaya devam ettim tabii. Günler günleri kovaladı. Bunlar camın arkasından bana, ben diğer taraftan onlara bakmaya devam ettim. Hatta kendi aralarında konuşmalarını da duyuyordum camın arkasından:

— Ne yapacağız… Nasıl da bakıyor acıklı acıklı. Vicdanı sızlıyor insanın. Diğer kedileri de sevemiyorum yeminle, diyordu esmer olanı.
Sarı olan da:
— Üçüncü kediyi de alamayız, Zafer ne der? Kabul ettiremeyiz ona. Off… diye iç çekiyordu.

Doğru yolda olduğumu anladım. Bir de kar bastı mı bunlar bana hiç dayanmazdı. Günlerce içeri bakmaya devam ettim, onlar da beni dışarıda beslemeye devam ettiler yaş mamalarla. Bir gün hiç unutmuyorum, kapı aralıktı. Hemen içeri kaçtım ve doğruca daha önceden gördüğüm kum kabına gittim, çişimi yaptım çabucak oraya. “Aaaa, tuvalet eğitimi var yavrucağın,” dediler. Tam şovumu yapıp tuvaletten çıkmıştım ki beni yakalayıp dışarı çıkarmak için hamle yaptıkları anda birden kendimi yere attım. Kısa kollarımı ve göbeğimi yere yapıştırdım.

Önce bu görüntüme güldüler, sonra o gülüş titrek bir ağlamaya dönüştü. Tabii acıklı acıklı miyavladım da biraz, eylemimi daha da hazin hâle getirmek için. O günden sonra beni dışarı bırakmadılar. Hemen koşup bir kolinin içine saklandım, bir iki gün çıkmadım. Ne kadar az görünürsem o kadar çabuk alışırlardı bana. Biz de birkaç taktik öğrendik arkadaşlarımızdan tabii. Tam her şey normale dönmeye başlamışken, koliden çıkıp gözüme kestirdiğim esmer olanın masasına çıkmaya hazırlanmıştım ki dükkânda kıyamet koptu. Bir adamla sarışın olan kadın kavga etmeye başladılar: Adam:

— Bu kaçıncı kedi artık yeter! Kömür’ü aldığınızda bu son demedim mi? Bu Vicdan’ı istemiyorum burada! diye bağırıyordu.

Bu arada ben dışarıdayken benim adımı Vicdan koymuşlardı. “Vicdan geldi, Vicdan’a mama verelim, of nasıl da bakıyor, vicdanını sızlatıyor insanın,” diye konuşuyorlardı. Adım Vicdan kalacak diye korkuyordum o zamanlar. Neyse, adamın bu bağırışlarına kadın da sesini yükseltti. “Aylardır vicdanım sızlıyor, senin de sızlıyor biliyorum. Ben kayıtsız kalamam artık daha fazla… Hem bir zararı yok. Koliden çıkmıyor, yazık, havalar da soğudu,” gibi şeyler söyledi. Sonra yüzü ciddileşti. Kısa bir sessizlikten sonra hayatımın yönünü değiştirecek sözü söyledi: “Vicdan burada kalacak!” O sözden sonra adam bir süre boş boş baktı. “Ne hâliniz varsa görün tamam. Ama sağa sola yapmasın,” diye homurdandı. Kadın da “Tuvalet eğitimi var. Belli ki evden atmışlar yavrucağı,” deyip adamın vicdanına son oku da fırlatıp konuyu kapadı.

İşte sevgili okur, o günden sonra dükkân benim evim oldu. O iki kadın da benim kölelerim. Dükkândaki diğer iki arkadaş da başlarda tısladılar, ben de gücümü gösterdim. Anne kadınların da ellerini patileyerek haritaya çevirdim. Buranın sahibinin kim olduğunu gösterdim onlara. Şimdi her şey yerli yerine oturdu. Sosisi çok sevdiğimi, tavuğa bayıldığımı öğrettim onlara. Kuru mamaya alışamadım. Diğer kedilerin de menüleri çeşitlendi, fena mı? Sevimsiz ve ruhsuz dükkâna neşe getirdim. Anne kadınlar sabah dükkâna gelir gelmez “Neredeymiş Vicdan? Kızım gel, sevelim seni,” diyorlar. Birinin kucağında ben, diğerinde Kömür, sabah sabah onların mutluluk hormonu salgılamalarına yardımcı oluyoruz. Dasko abi zaten bir var bir yok. O yakışıklılığıyla bir sürü kapı bulmuş kendine. Dur bakalım, ben de yerimi sağlamlaştırayım, çevreyi teftişe çıkarım. Yani dostlar anlayacağınız: Bir yağlı kapı kapanır, bir yağlı kapı açılır. Ne demişler: “Düzenim bozulur diye korkma, nereden biliyorsun altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Hadi hadi yazar anne kadın, birkaç kelime de sen söyle de bitirelim hikâyeyi. Sessiz dura dura çatlayacaksın yoksa orta yerinden. Konuşmaktan ağzım kurudu. Sonra su getir de içeyim kana kana.

— Öncelikle kendi hikâyende bana da söz hakkı verdiğin için teşekkür ederim Vicdan kızım. Sen, Kömür ve Dasko, diğer anne kadınla benim hayatımdaki en güzel şeylersiniz. İyi ki varsınız. Bir de bir şey söylemek istiyorum: Lütfen sahiplendiğiniz canları sokağa atmayın. Onlar sokağı bilmez. Sokakta yaşayamazlar.

Tamam tamam anne kadın, kamu spotunu da söylediysen artık bitirelim. Hikâyemi okuduğun için teşekkür ederim sevgili okur. Sana patilerimle sıkı sıkı sarılıyorum. Gözlerimi kısıp kedi öpücüğü gönderiyorum.

 

 

Related posts

Kıyaslama

Kaktüs

Bilinmezliğe Giderken