Kemanını eline aldı ve tellerini parmaklarıyla yokladı. Sol tel biraz gevşemişti. Teller hassastı, o yüzden derin bir nefes alıp nazikçe burguyu sıktı ve kemanı sol omzuyla çenesinin arasına yerleştirip arşeyi eline alarak çalmaya başladı. Her seferinde kemandan çıkan sesler onu büyülüyordu. Resitale az bir zaman kalmıştı ve olası aksilikleri düşündükçe vücudundaki tüm yayların dengesi bozuluyordu. Gözlerini kapayıp kendini müziğin ritmine bıraktı. Arşe yaylara her dokunduğunda çıkan ses bir inceliyor bir kalınlaşıyor, bu ses ruhunun derinliklerine inip dengesi bozulmuş duygularını bir bir akort ediyordu. Böyle zamanlarda da keman onun duygularını sağaltıyordu. Duyguları yatıştıktan ve akordunun tamam olduğuna karar verdikten sonra kemanı kutusuna koydu ve terasının balkonundan denizi izlemeye başladı.
Balkondan hafifçe sarkıp denizin iyotlu kokusunu içine çekti. Gözleri kapalıydı ve hafif yağan yağmurun kirpiklerinden damla damla süzülen ferahlığıyla mest olmuştu. Aşağıya baktı, uçsuz bucaksız sonu görünmeyen sokağa. Sonra karşıdaki denizin dalgalarının usul usul raks etmesini izlemeye başladı. Öğrencileri bir saate kadar gelecekti. Bir üzüm tanesini ağzına attı. Şu an, onun anda kalma zamanıydı. Etrafında olan biteni hissetmek, duymak, bir üzüm tanesinin damağında bıraktığı tadı acelesiz almak zamanı. Hayatındaki tatmini en derin hissettiği zamanlardan biriydi bu. Hafif hafif esen rüzgar içini titrettiğinde üşüdüğünü hissetti. Şalını sımsıkı doladı kendine ve kısa saçlarını karıştırdı eliyle. Gün akşama dönüyordu ve gökyüzünün kızıllığı yine aşık ediyordu fark eden gözleri. Sokak lambaları bir bir yanmaya başladı. Onları takip ediyor, her yanan lambada çocuk gibi seviniyordu. Evinin tam karşısındaki sokak lambası yandığında altındaki genci fark etti. Yukarıya mı bakıyordu o?
Geri çekildi ve balkondaki koltuğa boylu boyunca uzandı. Şu anki yaşadığı huzuru düşünürken küçücükken kendi oturdukları sokak geldi aklına. “Ne kadar kasvetli ne kadar soğuk bir sokaktı.” diye düşündü. Yazın bile üşüdüğünü hissederdi. Bu üşümelerinin yalnızlıktan ve anlaşılamamaktan olduğunu çok çok sonra fark etmişti ama o yılları da öyle geçmişti işte. Sadece o ışıklı terasa baktığında ısındığını hissederdi çünkü hayatına güneş gibi doğuyordu o teras ve keman sesleri ve tabii Atıf Bey. ‘’Ah Atıf Bey! ’’ dedi içinden gülümseyerek. Atıf Bey’in kemikli bir yüzü , arkadan topladığı uzun siyah saçları, kalın ve tok bir sesi vardı. Kahkaha attığı zaman ta onların evinden duyuluyordu. Sanki her sahnesi heyecanlı ve hiçbir sahnesini kaçırmaması gerekirmiş gibi tüm boş vakitlerinde onun terasını izlerdi. Akşam üstleri kimi zaman tek başına kimi zaman misafirlerine keman çalardı. O kemanın sesi onun kalbinden girip tüm hücrelerinde dolaşır her seferinde onu baştan yaratırdı sanki. Bir gün arkadaşına heyecanlı heyecanlı terası anlatırken arkadaşı “Of kızım, sen fena aşık olmuşsun! ’’ dedi. O an başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Sahi aşk mıydı bu? Atıf Bey’e aşık mı olmuştu? Sonra günlerce bunu düşünmüştü… Yattığı koltuğunda yan döndü ve o günki korkusunu düşünerek güldü. O zamanlar karalar bağladığı şeye şimdi gülebiliyordu. Derin bir nefes aldı ve yine düşüncelere daldı. O zamanlar on altı yaşındaydı ve aşkın en kör kuyularına düşecek tüm şartlar ve zemin hazırdı aslında. Yaş, aile, yeni yeni keşfedilen dürtüler. O zamanlar ne olduğunu anlayamıyordu korkuyordu ama içindeki kıpırtının ve mutluluğunun tadını da çıkarmak istiyordu. Hem kime ne zararı vardık ki? Anda kalmaya karar verdi. Demek o yaşlarda da anda kalmak falan bu tür şeyleri duymuştu bir yerlerden diye düşününce yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. ‘’Hayat , yönünü bulabilmen için karşına bazen adını koyamadığın duygular da çıkarabiliyor. Bu da onlardan biriydi işte.’’ diye kendi kendine mırıldandı . O zamanlar ailesi sanatın hiç bir dalıyla ilgilenmez bir enstrüman bile çalmayı bilmezlerdi. Ailesiyle bir sürü hır gürden sonra elinde keman, kendini güzel sanatlarda bulmuştu. İçindeki kıpırtı, heyecan, mutluluk günden güne yükseldi. Artık biliyordu ki hayatında ilk defa sesini Atıf Bey’in terasında duyduğu ve o andan itibaren kalbinin tellerini titreten kemana aşık olmuştu o. Atıf Bey’se sadece kemanla tanışmasına vesile olan kahramanıydı.
Düşüncelerinden sıyrılıp saate baktı. Öğrencilerinin gelmesine az bir zaman kalmıştı. Üstünü başını düzeltip saçlarını kabarttı , makyajını tazeledi, ayna da son kez kendisine bakıp evinin bahçe kapısına indi. İşte geliyorlardı teker teker. Misafirlerinin elinde müzik aletleri vardı… Hepsini teker teker selamlayıp içeri davet ederken gözleri sokak lambasının altında hâlâ bekleyen gence takıldı. Meraklı gözlerle içeri giren misafirlere ve müzik aletlerine bakıyordu. Onunla göz göze gelince gülümsedi ve onun da içeri gelmesi için işaret etti. Genç de içeri adımını attıktan sonra kapı kapandı ve bir gencin daha sanatla meşki başlamış oldu.