Yumuşak Saçlı Kadın
Plazanın on yedinci katındayım. Buradaki daireler ufaklar ama güzel yapılmışlar. Ben bir keman sanatçısıyım, konserden konsere koşturuyorum. Ne evliyim ne de doğru düzgün bir ilişkim var. Hayatımda birileri oldu ama hep kısa sürdü. Bir başımla bu küçük dairemde mutluyum.
Büyük evlere hiç ihtiyacım olmadı. Merkezi bir yerde işimi görecek kadar büyük bir evim var ve bana yetiyor. Şehre bakan kocaman bir pencerem var. Yalınayak evde gezmeyi seviyorum. Kahvemi alıp dışarıyı seyrediyorum. Evde televizyonum yok. Dayalı döşeli almıştım evi, televizyonu da vardı aslında ama eskiciye sattım. Hayatım turneler, konserler, kalabalıklar içinde geçiyor. Yalnız olmak ve sessiz bir ev, beni dinlendiriyor. Arkadaşım yok bu şehirde, fazla insana da yerimi yurdumu söylemedim zaten. Ama birkaç gündür, yan odadan sürekli bir tıkırtı geliyor. Daire boştu çok uzun zamandır. Zengin bir iş adamı almış, dediler. Sadece arada sırada iş için gelince otelde kalmak yerine burada kalıyormuş. Mutluyum; ses yok, gürültü yok. Çünkü duvarlar çok ince. Her tıkırtıyı duyuyorum. Evet, iki üç gündür bir tıkırtı var. İçeride biri bulaşık yıkıyor, çay kaynıyor. Aslında bir arkadaşım var artık ama tanışmadık. Ben kemanımı burada çalamıyorum, özel stüdyolara gidiyorum veya bazen canım sıkılınca ya da güzel bir eser çıkartınca rastgele bir sokak ortasında metroda şarkılar çalıyorum. Yine tıkırtılı bir akşamda çok ince ve hoş bir sesle, bir kadın şarkı mırıldanmaya başladı yan taraftan. Çok kısık söylüyordu, duymak için iyice duvara yaklaşmak zorunda kaldım. Acaba hangi şarkıcı bu kadar yumuşak bir tonla söyleyebilirdi?
“Bu kadar yumuşak sesli olan, yumuşak saçlı da olmalıdır.”
diye bir fikir geldi aklıma. Biraz da ben tıkırtı yaptım, hemen sustu; yumuşak saçlı, güzel sesli kadın… Bu yumuşak saçlı şarkıcı kimdi acaba? Keşke bana bu şarkıyı söylese de ben de açıp dinlesem. O ne! Öksürdü mü? Evet, evet, öksürdü galiba. Duvarın öbür tarafında biri varmış. Tıkırtının sahibi varmış, şarkıyı da o söylemiş. Emindim ve daha çok merak ettim ama kısa kesti. Bıraktı. Tüh! Keşke biraz daha devam etseydi. Ertesi gün kalktım, tıkırtı hiç yoktu. Belli ki çalışan biriydi. Acaba bu zengin bir iş adamının metresi miydi, yoksa karısı mı? Ya da üniversite okuyan genç bir kız mıydı? Belki de yeni ev sahibiydi. Ne güzel olurdu şarkı söyleyebilen bir yan komşu! Çok uzun zamandır ses yok, iki hafta oldu herhâlde. Ses geldi günler sonra, sessizlik oldu. Tıkırtılar vardı ama ses yoktu. Şimdi aklımda deli sorular vardı. Galiba yan daireye anlık olarak gelmiş bir arkadaştı; yumuşak saçlı, güzel sesli kadın… Tın tın… Devam edip giden yumuşacık melodileri aklımda kaldı. Yine kahve mi almış, beton manzarama bakarken yağmurlu penceremden hayal kurmayı bile unutmuştum. Onun hayalini aklımda bulmaya çalışıyordum. Öyle bir zamanımda yalnızlık parmaklarımdan şıpır şıpır damlarken bir daha geldi o ses. Bu sefer farklı bir şey mırıldanmaya başladı.
Ne yapabilirdim? Devam etmesini istiyordum ama nasıl devam ettirebilirdim? Bir şeyler yapmalıydım. Benim onu dinlediğimi, müziği sevdiğimi anlamalıydı. Ben de tıkırtılar yaptım. Kalkınca aniden sustu. Hemen aklıma bir fikir geldi. Onu korkutmuştum. Rahatsız etmemek için susmuştu. Kemanımı çıkarttım kutusundan, alelacele bir parça çaldım. Keman sesinden sonra sadece onun ve benim duyabileceğim bir yükseklikte yalandan öksürdüm. Çalan dijital bir şey değildi, bendim. Bilsin istedim. Sonra kemanı bıraktım. Ardından tekrar kemanla davetkar birkaç melodi çalıp durdum. Arka taraftan ses gelmedi. Ben de kemanı bırakıp kahvemi alarak pencerenin önüne oturdum. Yalnızca üçümüz vardık; ben, kahvem ve yağmurlu pencere. Neredeyse kahvemi üstüme döküyordum. Yerimden sıçradım. Evet, şarkı söylemeye başlamıştı! Aman Allah’ım, bu ne güzel ses! Sanırım şarkı söyleyebilen bir arkadaşım vardı artık. İsmini bilmiyordum. Genç mi, yaşlı mı, güzel mi? Beni sever mi, yoksa bu şarkıları şu anda sevdiğine mi söyler? Salaklık benimki tabii ki. Bu kadar güzel şarkı söyleyen bir insanı, erkekler görüp de âşık olmayacak kadar aptal değildi herhalde. Ve insanlar âşık olup gömülmüştür yumuşak saçlarının toprağına. Umarım hiçbiri tohum değildir de ben filizlenirim bu umudumla.
İyice akşam oldu, balkona çıktım. Kasti sesler çıkardım, belki o da yan balkona gelir de onu görürüm diye. Kimse çıkmadı. Şeytan diyor, atlayıp gir içeri. Tekrar içeri girdim. Dışarısı da bayağı soğukmuş. Onu görebilme heyecanıyla fark etmedim ve çıplak ayaklarımla ıslak zemine bastım. Ayaklarımın altı buz kesti ama inanın merakım, üşüme duygumu yenmişti. İçeri girdim. Halı, kurulama işini yapmıştı zaten ama artık bu ayakların ısınması için birer çoraba ihtiyaç vardı. Bir dakika! Yine yan taraftan tıkırtı geldi. Tanıdık bir melodi şarkıya girdi. Sonra sustu, birkaç kez daha mırıldandı, bir daha sustu. Mesajı almıştım. Çorap falan hak getire, hemen koştum. Hazırda tuttuğum kemanım artık kutusunda değil, dik olarak portmantoda beni bekliyordu. Başladım çalmaya, sadece onun duyabileceği şekilde ama. O da bana karşılık verdi. Ben çaldım, o söyledi. Ben dinledim, o söyledi. Ben hayal kurdum, o söyledi. Ben korktum bir daha gitmesinden ama o yumuşak saçlı kadın, kitabında gitmek yokmuş gibi güzel şarkılar söyledi.
Haftalar geçti bu akşamdan sonra. Bir daha ne bardak yıkama sesini ne tıkırtıları ne de güzel sesini duydum. Üzgünüm zannediyorsunuz değil mi? Hayır, hiç de üzgün değilim. İnsan, güzel bir şeyi görüp de nasıl üzgün olur. Özlemek sadece benimkisi. Ne zaman kemanımı elime alsam, güzel sesi hapis olur içimde; o şarkılar söyler, ben dinlenirim kendimce. Belki bir gün tekrar gelir ve şarkı söyleriz. Kutuda hapsettiğim bir anın bende kaldı. Özledikçe çıkarıyorum hayal kutumdan.
Konser dönüşü o kadar yorgundum ki asansörle evin kapısının arası, çok uzun bir mesafe gibi geldi bana. İçeri girip duş aldım, ayaklarımı şöyle bir uzattım. Bu arada çorapsız dolaşmak çok hoşuma gidiyor, demiş miydim? Dedim ama yine de söylemek istedim. Akşam saat ona gelmişti ve kapı çaldı. Yine aidatı unuttum herhalde. Bankaları pek kullanmayı sevmiyorum, nakit çalışıyorum. Yine bu saatte geldiğim için kapıcı Rıfat Abi (yöneticinin asistanı, eski kapıcılar asistan oldu) gelmiştir, dedim. Yine de gayri ihtiyari “Kim o?” dedim. Ses gelmedi, ikinci defa “Kim o?” dedim. Kapının arkasındaki yumuşak sesli kadındı. Çünkü o güzel sesiyle şarkı mırıldanmaya başladı. Oydu, anladım. Hemen açabilirdim, yine de bir dakika kadar şarkısını dinledim. O da dinlediğimi anladı ki susmadı. O susunca ben de uzanıp kapıyı açtım. Ona bir şiir yazmıştım, açar açmaz bu sefer kemanla değil, şiirle onu ağırladım.