Yazar Ramazan Turhan
“Hastalandığın aynı ortamda iyileşemezsin.”
Bu cümle, sadece bedenin değil, ruhun da gerçeğini fısıldıyor bize. Çünkü insanı hasta eden yalnızca mikroplar, virüsler değil; bazen bir evin duvarları, bir iş yerinin havası, bir arkadaş grubunun dili ya da bir ilişkinin sessizliği olabilir.
Bir oda düşün. Perdeler hep kapalı, hava ağır, ışık girmiyor. O odada ne kadar ilaç içersen iç, iyileşemezsin. Çünkü nefesin bile kirlenmiştir. Hastalık sadece içinde değil, çevrendedir. İşte insanın hayatı da bazen böyle bir odaya dönüşür.
Kimi insanlar vardır, sürekli seni küçümser, yapamadıklarını yüzüne vurur. Senin kanatlarını kırar, sonra da uçmadığın için seni suçlar; kimi ortamlar vardır, sürekli şikâyet, dedikodu, karamsarlık üretir. Sen umutla konuşmaya çalışsan bile, sözlerin duvarlara çarpar, yankılanmadan kaybolur. Bu ortamda nasıl iyileşeceksin?
İyileşmek, sadece yara kapatmak değildir. İyileşmek, yeni bir nefes almak, yeni bir ışığa çıkmaktır. Ama hasta olduğun yerde, o nefes yoktur. Orası seni sürekli aynı noktaya çeker. Bir bataklığın içindeysen, ne kadar güçlü çırpınırsan çırpın, çamur seni aşağıya doğru çeker. Kurtuluş, çırpınmayı bırakıp çıkış yolunu bulmaktır.
Bazen de en büyük hastalık, alışkanlıklardır. Seni hasta eden o ev, o iş, o ilişki, o şehir… Ama sen yine de kalırsın. Çünkü tanıdıktır. Çünkü korkarsın. Oysa iyileşmek, bilinmeyene adım atmaktır. Yeni bir şehre taşınmak, yeni insanlarla tanışmak, bazen tek başına yürümeyi göze almak demektir.
İnsan bazen şöyle der: “Ama ben değişirsem, onlar bana ne der?” İşte tam da o noktada fark etmen gerekir: Sen onların dedikleriyle hasta oldun zaten. İyileşmen için, onların sesinden uzaklaşman gerekir. Tıpkı bir yarayı temizlemek gibi, önce mikrobu ortamdan uzaklaştıracaksın.
Ve unutma, iyileşmek sadece bedensel bir mesele değildir. Kalbin de hastalanır, ruhun da. Kalbine iyi gelmeyen yerde kalmaya devam edersen, kendi iyileşmeni geciktirirsin. İçinde çiçek açacaksa ışık gerek su gerek sevgi gerek. Bunları bulamadığın yerde nasıl çiçek açacak kalbin?
Kimi zaman, iyileşmek için yalnızlığa çekilmek gerekir. Çünkü kalabalıkların ortasında kendini kaybetmişsindir. Gürültüden uzaklaşıp kendi iç sesini dinlediğinde asıl tedavi başlar. Sessizlik, insanın ruhuna en güçlü ilaçlardan biridir.
İyileşmenin sırrı, ortamını değiştirmekten geçer. Çürük bir ağaçta sağlam meyve yetişmez. Kirli bir akvaryumda balık yaşayamaz. Toksik bir çevrede ruh iyileşemez. Sen de hayatına dönüp bak: Hangi insanlar seni hastalandırıyor, hangi mekânlar nefesini daraltıyor, hangi alışkanlıklar ruhunu zehirliyor? Onlardan uzaklaşmadan, iyileşmen mümkün değil.
Kimi zaman da sen hasta olduğun için değil, başkaları hasta olduğu için iyileşemiyorsundur. Çünkü onların çürümüşlüğü sana da bulaşıyordur. Sen ışık olmaya çalıştıkça, onlar karanlığın içinde kalmayı seçer. Ve karanlık, ışığa temas ettiğinde ya aydınlanır ya da ışığı söndürmeye çalışır. O yüzden, ışığını korumak için mesafe koyman gerekir.
Hastalandığın ortamdan çıkmak cesaret ister. Çünkü orası senin alıştığın yerdir. Ama bil ki o ortamda kalmak, seni iyileştirmeyecek; sadece hastalığını uzatacak. Cesaretin ilacı, adım atmaktır. Yeni bir hava, yeni bir çevre, yeni bir yol… İşte asıl iyileşme burada başlar.
Ve unutma: İyileşmek, bir varış değil; bir yolculuktur. Sen o yolculuğa adım attığında, hayat sana yeni nefesler, yeni ışıklar sunacaktır. Yeter ki hasta olduğun yerde ısrar etme. Çünkü “Hastalandığın aynı ortamda iyileşemezsin.”
Editör: Fatma Karataş
2 Comment
İnsana dokunan harika bir öyküydü. Kaleminize sağlık
Beğenmenize çok sevindim. Teşekkür ederim