Yazar Perihan Koçyiğit
Değerli gençler, sevgili anne babalar; bugün size kalbimin en derininden gelen bir sevgiyle seslenmek istiyorum.
Sevgili gençler, anneniz babanız size “Okuyun, bir adam/kadın olun.” dediği zaman bu sözler zorunuza gitmesin. Artık eski zamanlara geri dönemeyiz. Eskiden “ekmek aslanın ağzındaydı,” şimdi ise aslanın midesine indi. Hayat şartları zorlaştı, geçinmek iyice ağır bir yük haline geldi. Tek şansınız; okuyarak, kendinizi geliştirerek başınızı kurtarmaktır.
Bizim zamanımızda okumanın, yazmanın bugünkü kadar büyük bir önemi yoktu. Çünkü o dönemde hayat, bir var olma mücadelesiydi. Karnımız yarı aç yarı tok, üstümüzün bir yanı cıbıl, bir yanı örtüktü. Babamız, annemiz bize senede bir kez elbise alırdı. Ne bayram bilir, ne seyran bilirdik.
Anamın başında sadece iki yazması vardı; birini yıkar, diğerini örterdi. Eteğinin altındaki gömleği hep yamalı olurdu. Babamın pantolonundan sökülen iplikler, yamaların hepsini bir araya toplardı. Ayağımızdaki lastiğin teki yırtıldığında, birine eş bulur; birini ters, birini düz giyerdik. Sırtımıza giyecek iki entarimiz olurdu; annem birini yıkar sıkar, biz diğerini giyerdik. Şimdiki gibi gardıroplarda çeşit çeşit elbiselerimiz yoktu. Üç kardeş, kışın ayazında bir yorganın içine sarılıp yatardık.
Peki ya şimdi? Şimdi ortopedik yataklarımız var, türlü türlü imkânlarımız…
Ama ne yazık ki o günkü huzurumuz yok. Anne babalar durmadan çalışıyor, bir şeyin bir tanesini değil, çocuğuna iki tanesini birden alıyor. Çocuk ondan hevesini alınca, elindekilerle de yetinmiyor; hep daha fazlasını istiyor, memnun olamıyor.
Sevgili anne babalar, burada size çok önemli bir görev düşüyor: Çocuklarınıza sadece variyet (zenginlik) bırakacağınıza, tabiat (karakter ve hayata dayanıklılık) bırakın. Onlara hem varlıkla hem de yoklukla nasıl başa çıkılacağını öğretin. Çünkü hayat denen değirmenin suyunun bir gün kuruma ihtimali her zaman vardır. Çocuklarınıza tek başına ayakta durmayı, mücadele etmeyi öğretin. Gerçekleri anlatın; hayatın sahte parıltılarını değil, zorluklarını ve gerçek yüzünü gösterin.
Çocuklar televizyonda, sosyal medyada ne görseler ondan etkileniyorlar. Onlara gerçek dünya ile ekranlar arasındaki farkı mutlaka izah edin. Çocuklarınızı kötü alışkanlıklardan ve yanlış arkadaşlıklardan koruyun. Çocuklarınızın arkadaşlık ettiği aileleri de araştırın, inceleyin. Atalarımız boşuna “Arkadaşının adını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” dememiştir.
Sevgili anne babalar, çocuğunuzu sokağa salıp başıboş bırakmak yerine; onlarla arkadaşlık edin, yarenlik edin. Çocuk evde bulamadığı huzuru dışarıda aramasın. Dışarıda huzur arayan çocuğu sonradan toparlamak zor olur; eve sığdıramazsınız. Ancak çocuklarınızı eve tamamen hapsetmeyin; dengeyi koruyun. Çünkü sokakta türlü insan vardır ve dünya artık eskisinden daha karmaşık bir yer.
Çocuklarınızı sevebilirsiniz, yönlendirebilirsiniz ama yönetemezsiniz. Onları sadece kendi fikirlerinize göre değil, çağın gerekliliklerine ve onların yaşayacağı yaşam koşullarına göre yetiştirin. Sizin tecrübeleriniz elbette değerlidir, ama onların geleceği daha da önemlidir.
Çocuklarınıza cüzdanınızı değil, yüreğinizi açık tutun. Sorularına sabırla cevap verin, onları dinleyin, rehberlik edin. Unutmayın, kurallar her sorunu çözmez; bilgiye kilit vurulmaz. Önemli olan, bilginin nasıl kullanılacağını onlara uygun bir dille öğretmektir. Ağaç yaşken eğilir.
Onlara doğru bilgiyi nasıl elde edeceklerini, sorgulamayı ve en önemlisi ahlakla kullanmayı öğretin. İşte o zaman hem bu dünyanın zorlu şartlarıyla başa çıkabilirler, hem de o eski günlerdeki gibi iç huzurunu yakalayabilirler.
Son Söz
Perihan Koçyiğit