Hüzün gecelerinin yalnızlığını dolduran anlar, insanın yaşama sebebi oluverir. Bazı ateşler sönmez. Bazı acılara alışılmaz, onunla yaşamayı öğrenirsin. Sonsuzluğu isteyen ruhumuza, ebediyetin kapısından başka iyi gelecek merhem yoktur. Adı ürkütür insanı, anmak korkutur, hakikati ise sevdirir.
Her şeye sahip olsak bile, bitmeyen isteklerimizin kaynağı ne olabilir? Neden ruhumuz doymak bilmez? Hangi mutluluk hangi huzur bizim isteklerimizin sonu olabilir ki? Ebediyeti isteyen ruhumuzun arzuları sonsuzdur. Geçici dünyanın hevesleri, bitmek bilmeyen bir döngüdür. Çeker içine bütün arzuları içimizdeki girdap. Yuttukça yutar, farkına varmaksızın.
“Her vazgeçiş, nedamet değil de nedir?” derken gönlüme, uyanmasını istemek sanırım doğru karar. İmtihanların manasını anlamak asıl amaç. İki cihanın başarısında ise zamanlama manidar aslında. “Gönül hanemin sultanına olan vedanın, Ramazan’ın ilk gününde ayrılığın husulü, tesadüf olamaz” diyen yüreğim çengele takılmış gibi. Her geçen gün, kalbimi yırtarak uzaklaşırken akan kanı durdurmak ne mümkün. Avunmaya ihtiyacı var gönlümün ve bu günler merhem bu yaraya. “Derdi veren dermanını da verir.” derken aklım, pek de haksız değil doğrusu. Fiziksel rahatsızlıklara nasıl ilaçlar iyi geliyorsa ruhumdaki yaralara da manevî reçeteler sunan Rabbime hamdolsun!
Gecesi ayrı, gündüzü ayrı teselli olan şu günleri bir daha görür müyüm, tekrar bu anı yaşar mıyım bilmem. Bildiğim tek şey, ruhu gıdasız bırakmamak gerektiği. Doğanın kanunlarını idrak edebilme yeteneğini kazanmakmış marifet. Yaralarına tampon için geceler hediye edilmiş. İçindeki katmerlenen acıyı, harlanan alevi söndürmek en azından hafifletmek için şifa reçeteleri sunulmuş. Bu gece gibi.
“Oku” emrinin geldiği bu ilk gece, nasıl da manidar. “Oku! Allah’ın adıyla oku. İnsanları, kâinatı, yaradılış gayeni oku!” Bu emir insanı ilme, tefekküre, hakikati aramaya davet eder. Fikrederek düşünmeyi ve tefekkürü, zikrederek her şeyin Yaradan’dan olduğunu idrak edip teslim olmayı ve şükrederek de verdiği nimetlere, aldığımız nefese, yedi yirmi dört durmadan çalışan kalbimize teşekkür etmeye davetini belgeler.
Sonsuz merhamet sahibi Hakk’ın rahmetine kavuşmayı kim istemez ki! Maddi yiyeceklerle midelerimizi doyuran rızık sahibi olan Allah’a karşı, ruhumuzu doyurmakla teşekkür etmek, çok da zor olmamalı. Gökleri ve yeri inleten nidaların amacı acaba hangi mesajları insanlığa iletmektir?
Bir iniş bir çıkış olan şu dünyada, o son noktada olma korkusu sararken ruhumuzu, hangi diyeti ödemeyi düşünüyoruz bilemiyorum. Bu gece hayatın bonuslarından birini karşılarken kazancı garanti, bire bin kazanacağın bir ticarete kim “hayır” diyebilir ki!