Ayakkabılarını çıkarıp denize doğru hızlı adımlarla yürüyen Semra’nın aklında kendisi gibi hayata karşı hevesi kalmamış bir kadının kendini öldürmek üzere yürüdüğü göl sahnesi vardı. Yavaş yavaş yürüyüp ilerlese suyun içinde ve birden ortadan kaybolsa, hiç izi kalmasa geride, yaşadığı her şey yaşanmamış olsa, silinse fotoğraflardan yüzü… Ne anlamı vardı bu hayatta. Kimsenin eksikliğini hissedeceğini düşünmüyordu zaten. Ayak parmakları suya değince bir anda sıyrıldı düşüncelerinden. Aklına kedisi Zuzu geldi bu sefer. Kim bakardı ona. Tırnaklarını bir tek Semra’ya kestiriyordu. Böyle düşününce yokluğunu hissedecek bir canlının oluşu az da olsa rahatlattı onu.
Semra’nın yokluğunu fırsat bilen meraklı komşusu Gülşen, çıkarken buruşturup çöp kovasına fırlattığı kâğıdı nerdeyse içine düşmek pahasına eğilip pis kokulu konteyner içinden çıkarttı. Eve girmeyi bile bekleyemeden eliyle düzeltip arkasını çevirdiği kâğıtta ‘‘12. Aile Mahkemesi Bakırköy’’ yazısını gören Gülşen’in gözleri yerinden fırlayacaktı neredeyse. Demek gerçekten boşanıyorlardı. Kocasının Semra’ya aldığı son model kırmızı cipe hasedinin üzerinden en fazla iki hafta geçmişti. Bu nasıl oluyordu. Senelerdir bu kadına yetişecek diye Ayhan’ın başının etini yemişti. Ama yetişmek bir yana dursun adam hastalanmış ve aylar süren işsizlik dönemleri atlatmışlardı. O süreçte her türlü yardım ve desteği teklif eden Semra’ya sonuna kadar direnip burun çevirmişti. Babasından kira geliri aldığı yalanını uydurup gururundan ödün vermemişti.
Ayakları deniz suyunun dalgalarının vurup çekilmesiyle iyice buruşmuş olan Semra soğuğu hissetmese de bacaklarından yukarıya doğru yayılan sızının üşütmesine sebep olacağını bilse de yerinden hareket edemiyordu. İçindeki yangın oradan uzaklaşsa tekrar bedenine hücum edecekmiş gibi hissediyordu. Bu kadar sevgisizlik çok ağır değil miydi? Babası küçükken kendisine henüz kimsede olmayan bir bisiklet ya da bir paten aldığında bilirdi ki uzun süre ortalarda olmayacaktı. Ya yurtdışına gidecek ya da gitmese bile evden uzak kalmanın bir bahanesini bulup uzun süre ortalarda olmayacaktı. Tıpkı evlendikten sonra kocası Seçkin’in yaptığı gibi. Başlarda aşk sandığı bu jestler, babasınınkiler gibi sadece yaptıklarını görmemesi, eksik bıraktıklarını umursamaması için verdiği birer rüşvetti.
Gülşen bir an düşündü. Ne olsa kocasından boşanırdı? Aç bıraktığı da dövdüğü de olmuştu. Aldatmak? Yeterince parası olsa onu da umursamayacağını düşündü. Semra neden böyle bir şey yapıyordu ki? İdare edilmeyecek ne vardı. Dört tane çocukla hayat mücadelesi içinde değildi. Çocukları yoktu zaten Semraların, kedisi ve bahçesi dışında sorumluluğu da yoktu. Bazı insanlar da dertsizlikten şımarıyorlardı ona kalırsa. Öyle güzel bir evi, öyle arabası ve elindeki o imkânlar Gülşen’de olsa o eve kazığını çakar, yine de boşanmazdı.
Arabaya döndüğünde Semra daha iyi hissediyordu. Su her zaman ona iyi gelmişti. Nerdeyse beline kadar ıslanmıştı. Normalde asla araç koltuğuna o şekilde oturmazdı. Yaşadıkları, hissettikleri birçok şeyin gözünde önemini kaybetmesine neden olmuştu. Şimdi eve vardığında Gülşen’in o park ederken camdan izlediğini bilmek bile içten içe ona keyif verirdi. Görmemiş kadın diye rahatsızlığını dile getirse de Seçkin’e, içten içe mest oluyordu. Ne bilsindi ki Semra da o vakur duruşunun arkasında her salı günü pazardan dönerken onca poşeti tek elinde toplayıp diğer kolunu karısının omzuna atarak eve dönerlerken onları gözlüyordu. Bir kere el ele yürümemişti onca yıldır kocasıyla. Hoşlanmadığını söylerdi. Zamanla Semra da öldürmüştü içindeki hevesleri. Ya da üst üste koyup dağ etmişti yüreğinde. En üste de kocasının senelerce çocuk sahibi olmaya engel oluşunu koymuştu. Gülşen’in dört çocuğunun sesleri geldikçe açtığı yüksek tempolu şarkılar en arabesk şarkılardan daha çok can yakardı.
Semra’nın arabasının fren sesiyle cama yapışan Gülşen, kenara koyup hazır ettiği brownie tabağını kaptığı gibi kapıya fırladı. Çantasını alıp arabasının kapısını kilitleyen Semra kafasını dönünce gördüğü Gülşen’e ‘‘Hayrola?’’ manasında bakınca, ‘‘Brownie yapmıştım, beyaz çikolatalı sen seversin.’’ diyerek tabağı uzattı kadın. Semra tabağı alırken teşekkür anlamında başını salladı. Konuşmaya mecali yoktu. Gülşen de bir şey söylemesini beklemiyordu.