Gri bir kış günü, gri bir deniz kenarında, gri bir kayanın üzerine oturmuşum. Soğuk iyiden iyiye işledi içerime. Benimle beraber bir iki çift, birkaç kişi… Neydi dertleri? Benimkisi dert değil, sanki bir garip ruh hali. İtiş kakış başladı gençler arasında, sonra cilveleşmeler… Kız küçük, saat okul saati… Ya hareketleri? İçime dokunuyor. Ailesi belki de nerede olduğunu bilmiyor.
Sonra başka hayatlar takılıyor gözüme. Elinde çiçek sepeti ile “Abe be! Şu güzel kıza bir çiçek alıver be abem be! Güzel abem!” O çiçeği satana kadar ayrılmıyor başlarından. Roman arkadaşların bu ticari dayatmalarının sonuç vermesine bayılıyorum. Sonrasında yüzler gülüyor her defasında. Çiçekçi kadın memnun sattığına, kız memnun kendisine çiçek alındığına, e mecburen delikanlı da memnun.
Bir çocuk koşuyor tık nefes, salıncak kapmaya, kimsenin olmadığı mekânda, belki bir yerden biri çıkıp da ondan önce davranır diye. Bir adam bağırıyor “Taze simiiiiyyyyytt, taze çıtır çıtır, şimdi çıktı fırından” diyerek, fırınla arasının 5 km olduğunu hesap etmeyerek. Simit deyince duruveriyor bende dünya. Altı yüz yıllık saraylı ekmeğin, fakirin kahvaltısına dönüştüğü yılların yaşanmışlığına şahitlik ettiğim geliyor aklıma
Boğaz vapurunda martılarla bölüşüldüğü zamanlarda bile çoğunu kendime ayırdığım kıyamadığım nefaset. Yanında olmazsa olmazı da tabi ki çay. Babaannemin: “Çay koydum ocağa, sen de git fırından iki simit alıver kızım, bahçede ikindi kahvaltısı yapalım.” diyen, -günün sonunda her işin tamamlandığının müjdecisi sesi- Koşa koşa simitçi fırınından aldığım sıcacık çıtır çıtır simitler… Kokusu burnumdan, tadı aklımdan hiç çıkmadı. Şimdi her ne kadar susamı bize ait olmasa da, ekmek fırınlarında pişiriliyor olsa da, dünle bugünü acımasızca yüzümüze çarpıyor aradaki lezzet farkı… Çay ve simit ikilisi… Çocukluk yıllarımda memur sınıfının öğlen yemeği… İzlemeye devam ediyorum sonra anılardan sıyrılarak. İnsanlar geliyor yüzleri gülen insanlar geçiyor suratları asık. Aynı yer, aynı atmosfer… Diyorum ki kendime bu garip ruh hallerinde: “Şöyle dik dur, derin nefes al, iyotu ciğerlerinde hisset ve gökyüzüne bak. Her şeyin aynı olup, herkesin farklı yaşadığı duygu dünyasının diplerinde değil zirvesinde olmalısın. İzin verme kimsenin seni aşağı çekmesine, Sen Tanrı’nın en üstün yarattığısın. Yok bir tekrarı bu hayatın. Bencil olma ama kimsenin egosunu da pışpışlama… Herkesi sev, her yaratılanı hoşgör.”
Sana Pollyanna diyecekler, “aptalsın” deyip de kırmayacaklar akılları sıra. Anlamamazlıktan geleceksin, sevmeye devam edeceksin. Gerekiyorsa sevgini hak etmeyenler terk edecek seni, ama sen yolundan asla taviz vermeyeceksin. Bir kadın geçti sonra yanımdan, gülümsedim. Enerjisi o kadar çekti ki beni eminim ki o da gülümsemiştir. Geçti gitti. Ben de yola koyulmalıydım. Suratımda asılı kalan tebessümle ışığı beni çeken insanlara doğruydu bundan sonraki yolculuğum.
Ben bugün gri bir havada güneşi içtim.