Yazar: Nilüfer SEDEF
— Hastanede günlerdir süren yorgunluğum yetmezmiş gibi bir de koridor boyunca yankılanan ayak sesleri, kesik kesik yükselen ağlama nöbetleri, plastik sandalye gıcırtıları… Hepsi üst üste binmiş, başımın içinde uğuldayan bir sese dönüşmüş durumda. Burada günlerdir aynı sandalyede, aynı duvara bakarak kocamdan gelecek tek bir iyi haberi bekliyorum. İfademi daha sonra alsanız olmaz mı, memur bey?
— Sizi çok iyi anlıyorum ama dosyayı tamamlamam lazım. Fazla vaktinizi almayacağım. Aysel Hanım, Halis Bey’in yer fıstığına alerjisi olduğunu biliyor muydunuz?
— Tabii tabii, bilmez olur muyum? Hassas bir konuydu bu bizim için. Evde hiç bulundurmadık. Hatta onunla yapılmış herhangi bir yiyecek de evimize giremezdi. Ah Halis, kim yedirdi sana onu, nasıl dikkat etmedin, anlamıyorum. O sabah iş seyahatinden gelmişti. Ağzına bir lokma atmamıştı daha.
— O sabaha geleceğiz. Öncelikle size bir şey sormak istiyorum. Nergis ismini daha önce duydunuz mu?
— Evet… Ah kocam… Bir uyansa da görse, “Nergisim” diye seslendiği karısının ne hâllere düştüğünü. Bana böyle seslenirdi. Bu ismi ilk duyduğumda uykuyla uyanıklık arasındaydı. Dudaklarından usulca dökülmüştü. Yanlış duymuş olabilir miyim diye tereddüt etmiştim ama kendime yakıştırdım, ne yalan söyleyeyim. Nergis çiçeği güzelliği, tazeliği ve zarafeti simgeler. Yani beni. Bir de bana “Hayatımın anlamı Nergisim” notuyla çiçek gönderince tamam dedim. Daha da benimsedim bu hitabı. Ben de öyle zariftim ve güzeldim… Ama şimdi gel gör ki günlerdir yıkanmayan saçım, darmadağın psikolojim ve onu kaybetme ihtimalinin korkusuyla, rüzgârda istemsizce sallanan yolunmuş bir papatyaya döndüm.
— Hanımefendi, o çiçeğin yanlışlıkla size geldiğini bilmiyor muydunuz yani?
— Ne demek o öyle, nasıl yanlış gelmiş?
— Halis Bey’in sevgilisi olduğunu, adının da Nergis olduğunu da mı bilmiyorsunuz?
— Ne sevgilisi canım, yok öyle bir şey. Dedikodu bunlar. Ablaları çıkarıyor bu lafları. Baksanıza, nasıl da timsah gözyaşları döküyorlar odasının kapısının önünde. Eve barka sığamamışlar da koşmuş gelmişler güya. Konu mal mülk olunca insanın içine şeytan girer derler. Bunlar da o hesap. Halis’in ölümünü bekliyorlar akbaba gibi. Onların lafına mı inanacaksınız?
— Neyse hanımefendi. O günü anlatır mısınız?
— Ah ah… Oysa ne güzel başlamıştık o güne. İş seyahatinden gelmişti. Getirdiği çiçekleri vazoya koyarken “En güzel koku senin kokun. Hiçbir çiçeğin kokusunu seninkiyle değişmem.” demişti. Böyle afilli sözleri vardı onun; insanı alıp gökyüzüne çıkaran, bulutların üzerinde gezdiren… İnsan o cümlelerin içinde kayboluyor, ayakları yerden kesiliyor, ardını önünü irdelemiyor. Kahvaltıyı özenle hazırlamış, fırına gidip çok sevdiği kruvasanlardan almıştım ona. Daha kahvaltı sofrasına henüz oturmamıştık, onun o afilli sözlerine karşılık boynuna kollarımı dolayıp uzun uzun öpmüştüm onu. Nereden bilirdim o öpüşmemizin son olacağını. Biraz ara verebilir miyiz? Ben çok kötü oldum.
— Az kaldı Aysel Hanım. Devam edin lütfen.
— Peki, öyle olsun. Sonra sofraya geçtik. Çaydan bir yudum alacaktı ki yüzünde bir dalgalanma oldu. “Ne oldu Halis?” dememe kalmadan yanakları kızarmaya başladı. Nefesinin tıkandığını hissettim o an. Hemen koşup kravatını gevşettim, gömleğinin düğmelerini açtım. Uzun süredir evde olmadığı için en son ne yediğini bilmediğim geldi aklıma ve bir anda yer fıstığı alerjisi düştü içime. Elimi sımsıkı kavradı, korku dolu gözlerini üzerime dikti. Ne yapacağımı bilemeden kalakaldım. O gün pazar olduğu için eczaneler kapalıydı. Yazlık evdeydik, hastane uzaktı. İniltileri hırıltıya dönüştüğünde zorlukla kaldırdığı eliyle yan evi işaret etti. “Tamam” deyip koştum. Komşunun kapısında zili çalarken gözlerim kararmış, olduğum yere yığılmışım. Gözlerimi açtığımda kanepede uzanıyordum. Duvardaki saate ilişti gözüm, tahminime göre yarım saattir orada öylece yatıyordum. Komşum durmadan sarsıyordu beni. “Halis… Hastane…” dedim aceleyle. Sonrası burada aldık soluğu. Ah memur bey, insan hayatının rayında gittiğini sanırken bir gün her şeyin altüst olacağını düşünmüyor, düşünemiyor. Aşkla, güvenle kurduğu yuvasının bir anda tepetaklak olacağını hayal bile edemiyor. Kocam makinelerle hayata tutunurken düşünmek istemediğim ama gün gibi ortada olan sona yaklaştığını bilmek içimi paramparça ediyor.
— Peki, hanımefendi. Halis Bey’in odasında ne yaşandı az önce? Sizden de dinlemek istiyorum.
— Sormayın, nelerle uğraşıyorum… Anlatınca bana hak vereceksiniz. Elimde kahvemle odanın kapısını bir açtım, içeride bir kadın. Halis’in elini tutmuş “İyi olacaksın” diye ağlıyor. Önce yanlış odaya girdiğini sandım. Kablolar, oksijen maskesi yüzünden kendi kocasıyla karıştırdı diye düşündüm. Görüntünün absürtlüğünden mi yoksa günlerdir hastane köşelerinde beklediğim için zayıflayan sinirlerimden mi bilmem, bir gülme aldı beni. Yoksa insan tanımadığı bir adamın başında ağıt yakan bir kadının hâline güler mi? Kendimi durduramıyordum. Elimle ağzımı kapattım ama yok, gözlerimden yaşlar geliyordu artık gülmekten. Kadın yüzünü bana döndüğünde öylece birbirimize bakakaldık, bana nefretle bakan masmavi bir çift göz… Onu hatırladım.
— Nesrin Hanım’ı sonunda hatırladınız öyle mi?
— Nesrin mi dediniz? Hayır hayır, odadaki kadın birkaç ay önce evime gelip beni rahatsız eden kadın. Anlatayım size. Bir gün Halisle evdeydik. Kapı çaldı. Açtım, karşımda bu kadın. Kimi aramıştınız diye sormamla “Aramızdan çekil! Biz birbirimizi seviyoruz” diye bağırmaya başladı. Ne oluyor dememe kalmadan Halis gelip onu evden uzaklaştırdı. Kadın rahatsızmış, kapı kapı dolaşıp insanları rahatsız ediyormuş, öyle dedi Halis. “Karakola götürüp şikâyetçi oldum, bir daha bizi rahatsız edemeyecek.” dedi. Odada onu görünce dayanamadım, saçlarına yapıştım. Güvenlikler ayırdı bizi. Durum bundan ibaret.
- Emin misiniz, şikâyetçi olduğundan?
— Ne demek emin misiniz? Tutanak tutturmuş Halis. Polis değil misiniz, araştırın bulun tutanakları. Onu da ben mi yapayım efendim. Tansiyonum yükseldi. Yığılacağım şimdi şuraya vallahi.
— Aysel Hanım, o kadın kocanızın sevgilisi Nesrin Hanım.
— Ne alakası var canım ne sevgilisi? Ben kocamın söylediğine inanırım. O kadın için “hasta” dediyse, öyledir bitti. Ahh kocam… Bir an önce kalk da karın nelerle uğraşıyor gör. Ben bu acılı hâlimle senin yalan söylemeyeceğini, hele de bana söylemeyeceğini anlatmaya çalışıyorum… Ahhh ah. Kocası ölüm döşeğinde olan bir kadının bu kadar üstüne gelinmez ki canım. Anlatacaklarım bu kadar. “Lütfen gidin; eşim eve gelmeden önce neredeymiş, kiminleymiş, ona yer fıstıklı ne yedirilmiş de bu hâle gelmiş, onu araştırın.” dedim ve ifademin alınması o gün orada bitti sevgili okur. Halis birkaç gün sonra öldü. Alerjisini tetikleyen sebep bulunamadı. Dosya kapandı. Şimdi evimdeyim. Perdeler açık. Deniz sakin. Çayım tam kıvamında. Çayın yanında, o sabah fırından kuruvasan alırken ağzıma attığım kekten var. Her ısırıkta içinden akan yer fıstığı tadı dudaklarıma değdiğinde sonsuz bir haz yayılıyor içime. Bazen yediğin bir lokma hayat verir bazen de tam tersi.