Dönüşümün Eşiğindeki Kalp

 

Yazar: Nilüfer SEDEF

 

 Doğa ananın kucağından ayrılıp gökyüzünün o uçsuz bucaksız ruhuna karışarak süzülüyorum evime doğru. Beni içine alıp sarmalayan o sonsuz atmosferde üzerimde taşıdığım tüm sıfatları ve fiilleri bir bir bırakıyorum geride. Arınma vakti şimdi, her sonbahar olduğu gibi… Dört mevsim geçirdim yeryüzünde. Dört mevsim… Ama yaşananlar yalnızca doğanın döngüsü değildi; ruhun da mevsimleri vardı, aklın da kalbin de. Ve en çetini, insanın içinde kopan fırtınalardı.

İnsanlar… Hem kendilerini hem bizi yoruyorlar. Oysa hiçbir şey bu kadar karmaşık olmak zorunda değil. Özlerinden uzaklaştıkça dünyaya daha sıkı sarılıyorlar, dünyaya sarıldıkça da ağırlaşıyorlar. Nefsin fısıltıları, egonun ince tuzakları ve dünyanın aldatıcı parıltısı kalplerine gölge düşürüyor. Şeytan akıllarını çeldikçe düşünceleri bulanıyor, yolları kararıyor. Biz ise saf sevgide kalıyoruz, onların ilk doğdukları andaki berraklıkta. Ama onlar öyle kalamıyor işte, bazı hatırlayanlar hariç.

Görevlerimiz her zaman farklıdır ama amacımız hep aynıdır: İnsanların içlerindeki o saf enerjiyle yeniden bağ kurmalarını sağlamak. Bazıları bunu başarır; içlerindeki ışığı tekrar fark eder ve ona tutunur. Ama bazıları… Şeytanın gölgesine o kadar alışmıştır ki kalpleri kararır, onlara ulaşmak mümkün olmaz. Bir de isteyip de yolunu bulamayanlar vardır, içlerindeki özle bağlantı kurmak isterler ama nereden başlayacaklarını bilemezler. İşte biz onlar için varız. Sayıları azdır.

Ölümlülerin anlattığı bir hikâye vardır: Bir adam, deniz kenarına vurmuş yüzlerce deniz yıldızından birini alır ve denize atar. Sonra bir başkasını… Sonra bir başkasını… Oradan geçen biri ona seslenir: “Niye çabalıyorsun bu kadar? Yüzlerce deniz yıldızı var. Uğraşmana değer mi?” Adam elindekini denize atar ve şöyle der: “Bunun için değdi.” Bizimki de öyledir. Hangi ruha dokunabilirsek, hangi kalpte bir kıvılcım yakabilirsek… Onun için değer. Bu sefer de insan kılığında indim yeryüzüne ve ilk kez… Ruhum bu kadar karışık ve ilk kez anlamlandıramadığım, ismini koyamadığım duygular var kalbimde. Bir kıpırtı, bir heyecan ve bir sızı… İnsan ruhumda çeşitli duygular yaşanıyor. Daha önce deneyimledim fakat bu sefer başka hisler de eşlik ediyor o duygulara. Bir yanım bir an önce arınıp geride bırakmak istiyor duyguları, çünkü cayır cayır yanıyor kalbim. Diğer yanım ise alevler içinde kalmak istiyor, sonsuza kadar. Arındığımda ruhum yeniden öz benliğine kavuşacak, tüm hisler yerli yerine oturacak. Ne eksik ne fazla… Her şey olması gerektiği gibi. Ruhum en üst seviyesine yükselecek, işte o zaman, tüm canlıların ulaşması gereken o yüksek mertebeye ben de yeniden varacağım. Bulutların arasından süzülerek yemyeşil vadiye yükseliyorum. Gözleri kamaştıran ışığa doğru ilerlerken hafiflemem gerekiyor ama… Ama işte olmuyor. Işık sarıdan beyaza dönmeye başladığında dönüşüm de başladı. Onu karşılayan bilge varlık usulca yaklaştı. Elini uzattı, dokunuşu ruhun nefesi kadar hafifti. Sonsuzluğun kubbesi altında ışıklar semaya doğru yükseldi.

Ruh, özüne yaslandığında çözülme başladı. Altın sarısı saçları sırtından beline kadar tek bir örgü hâlinde uzanıyordu. İnce elbisesi hafifçe salınıyor, biraz sonra karışacağı yokluğa hazırlanıyordu. Önce saçları çözüldü; örgü dağıldı ve teller sisin içinde kayboldu. Sonra insanların içini ısıtan gözleri silindi, ardından sözleriyle teselli veren dudakları… Ve tüm yüzü ışığın içinde eridi. Dünyaya her adım attığında ışık taşıyan ayakları, insanlara yardım etmek için yürüyen bacakları… Hepsi birer birer yokluğa karıştı. En son kalbi kaldı. Kalp açılacak, içindeki öz ruh özgürleşecekti. Ama tam o anda bir titreşim oldu, bir direnç. Karşısındaki bilge varlık irkildi. Kalp açılmıyordu. Hafifçe geri çekildi ve o an, kalbin derinliğinden bir tını yükseldi: “Onu benden alma…” “Ama neden?” diye sordu yumuşak bir sesle. “Ruhum bir yanıyla ondan kurtulmak istiyor… Ama diğer yanıyla asla kurtulmamak. Hem acı veriyor hem de bu acıdan vazgeçemiyorum.” Bir an durdu. “Düşlerim korkuma baskın geliyor. Sanki bulutların üzerinde yuvarlanıyorsun sonsuz bir mutlulukla, düşebileceğini biliyorsun ama yine de orada kalmak istiyorsun. Düşmeyi göze alarak o anları ruhunun her köşesine kazımak istiyorsun. Belki bir tür delilik… Ama o deliliğin içinde kendimi ilk kez tamamlanmış hissediyorum.”

Bilge olan anladı, daha önce de görmüştü bunu. Ama bu kez dönüşümün eşiğindeki ruh farklıydı. Kalp yeniden fısıldadı: “Bir kez insan kalbime düştüğünde hakikate dokundum. Artık onsuz nefes alamıyorum.” Sessizlik ağırlaştı. “Bu nedir?” diye sordu. Ve cevap geldi: “Bu… aşk.” Kelime yankılandı. Bu sözü daha önce de duymuştu; Yusuf söylemişti: “Sana âşık oldum.” O an kalbi genişledi, daha hızlı atmaya başladı. Nabız, ışığın içinden karşısındakine kadar ulaştı. Karar onundu. En yüksek mertebeye yükselebilirdi ama vazgeçti. Tüm bilinmezliği kabul ederek ölümlü olarak dünyaya dönmeyi seçti. Bilge varlık gözlerini kapadı. Çünkü gökten inen bazı ruhlar aşkı yeryüzünde öğrenmez, onu beraberlerinde getirirler. Ve evren, iki açık kalbi yeniden aynı zamanın içine bıraktı. Bu kader değildi, hatırlamaydı. Çünkü aşk, Yaradan’ın ruhlara üflediği nefestir. Ve o nefes, iki hatırlayan kalpte yeniden can bulur.

 

Related posts

Geleyim Sana

Gölgesiyle Konuşan Genç 2. Bölüm

Mış Gibi