Karar dediğin şey, insanın kendi kendine kurduğu bir tuzak değil mi zaten? Çok daha önce vermeliydim bu kararı diye başlayan cümleler gittikçe çoğaldı hayatımda. Ama Vazgeçişlerin ardından sürekli bozulan ertelenen kararlara benzemiyordu bu. “İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuştur,” demişti Rousseau. Kendi zincirimi kendim vurmuştum ben gitmelerime. Benim zincirim, başkalarının gözleriydi.
El alem ne der takıntımdı. Beni sevsinler diye çırpındım, kendimden ödünler verdim, hatta kendime olan saygımı bile birçok kez kaybetmeme rağmen olmadı sevmediler. Hep ilk gözden çıkarılan ben oldum. Fedakârlıklarım, onların gözünde birer boşluk olarak boşuna çabalar gereksiz birer saplantılı ruh hali olarak kaldı akıllarında. Yaptığım her iyilik günün sonunda yapmasaydına çıkan bir de üstüne başa kalkmalar olarak nitelendirilen bir duygu sömürüsüne döndü.
Bir gün aynaya baktım. Aynada gördüğüm ben, artık ben değildi. İçimden başka bir ben çıkmıştı. “Ben buradayım, Peter peki ya sen neredesin?” diyen bir dış ses kendime getirdi beni. Nerden geliyordu bu uyarı. “Kim söyledi onu” Yoksa ben bir kitabın içine hapsolmuştum da ne yazılıysa onu mu oynuyordum. O el beni bu hayattan çekip çıkarmak istiyordu ve ben izin veriyordum ilk defa. Zor olsa da işte o anda anladım, kendime bile ikna olamıyordum. Emin olmak istiyordum duyduklarımdan. Ama ya hepsi bir kurgudan ibaretse…
Kilo verecektim. Bir işe girecektim. Kitabımı çıkaracaktım. Sevdiğim kadınla dünya turuna çıkacaktım. Uzun bir yolculuğa hazırlanmıştım. Ama yolculuk başlamadan kitaptaki kahramanım öldü. Kadın gitti, iş olmadı, kitap raflarda değil, çekmecemde kaldı. Yıllar geçti, ben hâlâ aynı yerdeyim. Ama bir şeyler değişmeye başlamalıydı. Bu dibe vurmaların sonu en tepeye sıçramak değil miydi? Size soruyorum. Evet bu satırları okuyan sana. Bir düşün bu ne? Artık beni tanıyanların olduğu hiçbir yerde olmak istemiyorum. Çünkü insan, başkalarının beklentilerini karşılamadığında nihayetinde kendisi olmaktan çıkıyor. “Peter, sen bu değilsin,” dediler. Oysa ben hep bendim. Kimseye hesap vermek zorunda kalmadığım zamanlarda daha çok bendim. Nietzsche’nin sesi kulaklarımda: “Kendin ol! Senin yapabileceğin tek şey bu.”
Biriktirdiğim paramı alıp kendime harcayacağım. Yapamadıklarım ve yapmak istediklerim, birbirine karışmış beni bekliyor. Liste dediğin şey, her an değişebilir. İnsanın kendiyle hesaplaşması kaçınılmaz olur böyle durumlarda. Ayna bana şimdiye kadar hep görmek istediklerimi gösterdi. Artık görmek istemediklerime de hazırdım. Bundan sonra yüzleşeceklerim kimsenin suçu değil. Sartre’ın dediği gibi: “İnsan özgürlüğe mahkûmdur.” Ben de kendi özgürlüğümün mahkûmuyum.
Ve işte şimdi, yolculuğun son eşiğindeyim. Kitaptaki yolculuğum yazılandan daha fazlasını öğretti bana. Belki de hiçbir yere gitmemekle başlarım kaldığım yerden iyileştirerek ruhumu. Nereye gidersen git yine kendine geleceğini bilmek ne hissettirirdi? Belki de en büyük yolculuk, kendinden kaçmamaktır.