Sevgili gençler, anneniz babanız size “Okuyun, bir adam/kadın olun.” dediği zaman bu sözler zorunuza gitmesin. Artık eski zamanlara geri dönemeyiz. Eskiden “ekmek aslanın ağzındaydı,” şimdi
Anadolu toplumunun en acı gerçeklerinden birini, bir kız çocuğunun gözünden ustalıkla anlatan Nebun, yalnızca dramatik bir roman değil; aynı zamanda toplumsal belleğin, kültürel baskının ve
Günaydın kıymetli Hocam. Dünkü tahliliniz, ruhumuza dokunan o derin izahat, hakikate susamış gönüllere bir su serpti. Böyle paha biçilmez bir eseri bize kazandırdığınız için minnettarım.
Güneşin o yıl yeniden doğuşu, benim için basit bir mevsimdönüşünden öte, bir çağın fısıltısıydı: Cumhuriyetin yenidevri. Savaşın izleri yeni yeni sarılırken, milletimiz yoksul amaonurlu bir
Bazı yerler vardır; insan kendini orada misafir gibi değil, evinde gibi hisseder. Okur Yazar Kitaplar benim için tam da böyle bir yer oldu. İlk adımımı
Kirpi, masanın başına oturmuş, afiyetle havuçlu pirinç pilavı yiyordu. Tanelerin üzerine serpiştirdiği rendelenmiş havuçların kokusu, masanın etrafını sarmıştı. Tam o sırada Fil, elinde kocaman bir
Hayat, bazen en beklemediğimiz anlarda öyle hikâyeler çıkarır ki karşımıza, kendi hayatımızı sorgularız. Benim hikâyem de böyle bir karşılaşmayla başladı. Yıllar önce her sabah işe
Yazar Perihan Koçyiğit Mehtap, ablasının mutsuz evliliğine şahit olduktan sonra evlilik kelimesinden bile tiksinir olmuştu. Ablasının gözlerindeki solgunluk, koca evinde tükenişi, ona her defasında tek