Evde Çalışan Kadın

Yazar: Nuray BALCI

Güne sabah namazı ile başlayan Meryem, her zamanki gibi uykuya hasret, yorgun argın çay suyunu ocağa koydu. Uykuyu çok sevmesine rağmen sorumlulukları uyutmuyordu. Evliliğinin ilk yıllarında rahatça uyuduğu günleri hatırlayıp gülümsüyordu şimdi.  O zamanlarda o anların kıymetini anlayamadığını düşünüyordu. Şu anki yaşadıklarının daha da zor olduğunu hissederek…

Kocası işkolik olan Meryem, bütün evin ve çocuklarının sorumluluğunu yüklenmişti. Eşi Mete sadece evin maddi yükünü sırtlanmıştı. Her sabah namazdan sonra kahvaltısını yapar, düzenli bir şekilde işine giderdi. Ona göre bir erkek sadece bir evin maddiyatından sorumluydu. Dört çocuğu olan Meryem’in en küçük çocuğu Sibel sekiz aylıktı. Diğer çocuklarından en büyükleri Ali ve Ensar ikizdi ve on yaşındaydılar daha.  Bir de sekiz yaşında Sude’si vardı Meryem’in…

Meryem kahvaltıyı her sabah düzenli hazırlar, hepsini sırayla kaldırırdı. En küçük olan sekiz aylık Sibel bebek, tabii ki hepsinden önce uyanırdı. Huzurla kahvaltılarını yapıp herkes evden bir bir ayrılınca, bir oh çekerdi Meryem. Yorucu da olsa düzenli bir yaşamı vardı sonuçta. Ev hanımı olmasına rağmen,  çok bilinçliydi. Daima şükrederdi evine, evlatlarına, sağlıklarına.

Eşi işine, çocuklar okula gidince Sibel bebekle baş başa kalmak ikisine de çok iyi geliyordu. O gün de yine hepsi güzelce kahvaltılarını yapıp evden ayrılmışlardı. Sibel bebek oyunlarını oynamıştı. Meryem de bulaşıkları yıkamak için mutfağa girmişti. Bir yandan da ne yemek yapsam diye düşünüyordu. Sibel bebek emekleyerek gelip annesinin ayaklarına sarıldı. Elleri köpüklü olan Meryem, durulayıp yüzünde gülücüklerle kucağına aldı Sibel’i. Tek eliyle bulaşıkları durulayıp, tek eliyle Sibel‘i tutuyordu. Gülüşmeler ile sıcacık yuvada oluşuyla Meryem şükürlerini artırıyordu. Oflamak sızlanmak yerine mutfakta ki işlerini şimdilik bitiren Meryem,  günün ilk uykusunu uyumak üzere Sibel’i yatırmaya odasına götürdü ve ayağında sallayarak uyuttu. O sırada telefon keyfi yapmayı ihmal etmedi. Bir kısacık alan yaratıp kendine sade ve duble kahve yaptı o sırada da ne yemek yapacağına karar verdi. Kahvesi biten Meryem, çamaşır makinesinin çalıştırdı, çorbasını yaptı ve Sibel ilk uykusundan uyandı.  Karnı acıkan Sibel’in çorbasını içirdi. Yere bir battaniye sererek yatırdı. Sibel’i, önüne birkaç oyuncak koyarak Ali ve Ensar‘ın en sevdiği kuru fasulye yemeği için mutfağa girdi. Sude’si en çok köfte severdi. Pilav ve köfteyi akşama yakın bir saatte yapacaktı. Sıcak olsunlar diye. O sırada tüm yatakları düzenleyip camları açıp odaları havalandırdı. Süpürgeyi de açtı. Sibel, sıkılmıştı yine emekleyerek annesinin kucağına gitmek için mırıldanıyordu. Süpürgeyi kapattı ve Sibel ‘i kucağına aldı. Biraz oyun oynadıktan sonra onu bırakmayacağını anlayınca, bir elinde Sibel diğer elinde süpürge evinin süpürme işini de tamamlamıştı. O sırada öğle ezanı okunuyordu. Tekrar biraz oyun oynayıp ikinci uykusuna yatırdı Sibel’i. Ondan sonra abdest alıp namazını eda etti. Karnı da acıkmıştı ama bitirmesi gereken işleri vardı, önce işlerini yapmalıydı. Sibel uyurken çamaşırları astı, evi sildi, tozları aldı, tuvaletleri yıkayıp bir oh çekti. Karnı iyice acıkmıştı, dünden kalan kurabiyeden biraz atıştırdı ve pilavla köfteyi yaptı. Sibel uyanmıştı. O sırada kapı çaldı. Komşusu Oya bir tabak tatlı ikramı ile “Komşum bir kahve içelim.” dedi. Çok mutlu olan Meryem, günün ikinci kahvesini komşusu Oya’nın tatlısı eşliğinde, huzurla içti. Oya Sibel’i çok seviyordu. Ara sıra kahve bahanesiyle gelir, onunla güzel vakitler geçirir giderdi evine.  Bazen de alıp kendi evine getirirdi. “Sen rahat bir nefes al” derdi Meryem’e. Oya’nın bu ince davranışından dolayı çok mutlu olurdu Meryem. Oya gittikten sonra Ali ve Ensar eve geldiler. Sude’nin çıkmasına da bir saat vardı. Sibel’i hazırlayıp biraz parka çıkardı. Okul çıkış saati gelmişti. Sude’yi de alıp evin yolunu tutan Meryem, ekmek de alıp eve geldi. Akşam ezanı ile birlikte eşi de eve gelmişti. Gün boyu iki kez kahve içmeye oturabilen Meryem, dışarıda çalışmadığı için yorgun sayılmazdı. Akşama kadar ter döken Mete’ydi. Ne de olsa evin maddi geçiminden sorumlu olan oydu. Çocuklar okulda iyice yorulmuştu ve acıkmıştı da. Anne sofra, anne yemek sesleri uçuşuyordu havada…

Meryem salatayı yapıp sofrayı kurdu güzelce.  O sırada eşi Mete Sibel’le oynamayı ihmal etmedi. Huzurla akşam yemeğini yedikten sonra, herkes sofradan dağıldı. Eşi eline kumandayı alıp televizyon karşısına geçti. Çocuklar odalarında oyunlar oynuyorlardı. Meryem sofrayı toplayıp çayı demledi. Ali ve Ensar artık ödevlerini kendileri yapıyordu ama onları da annesi kontrol ediyordu. Sude’nin ödev sorumluluğu da Meryem‘deydi. Baba evde keyifle çayını yudumlarken anne Meryem, Sibel’in kucak istemesi ile Sude’nin ödevleri ile uğraşıyordu… Arada eşinin çayını doldurmayı da ihmal etmedi Meryem.

Ali ve Ensar’ın ödev kontrollerine sıra gelince, soğuyan çayından bir yudum aldı ve bıraktı Meryem. Eşi çay faslını bitirip meyve tabağı isterken Meryem’in halini görmüyordu bile. Meryem’de konuşmaz anlasın isterdi halinden ama nafile… Meyve tabağı da tabii önüne geldi Mete’nin. Ödevler bitince uykuya hazırlık yapılmıştı. Ne de olsa tüm gün eşi dışarda çalışmıştı! Yorulan dinlenmesi gereken oydu. Beslenmelere ne koyacağının planını da yaptı Meryem. Çantaların ders programlarını göre ayarlanmasını da bitmişti…

Yatma vakti geldiğinde, Meryem de artık çok yorgundu. Sıcak bir bardak çay içmek istemek, evde kargaşa demekti. Eşinden çocukları uyutmasını isteyemezdi. Çünkü tüm gün dışarıda çalışan yorulan eşiydi. Çay içmese de olurdu… Ve Ali ile Ensar kendi uyuyordu ama Sude hep annesiyle uyumak istiyordu. Minik Sibel’i önce uyuturdu, sonra da Sude için odaya geçerdi. Ona hikâye kitabını okutup “İyi geceler kızım” dediğinde, gözlerinin uykudan yandığını hissetti. O da Sude’den önce uykuya geçmişti bile.

 

Related posts

Pazartesi Tahlil Atölyesinde “Cam Kırığı, Taş Gemi”

Gidenler Ve Geride Kalanlar

Geç Aşk