Geç Kalan Hayaller ve Çocukluk Özlemi
Yazar Perihan Koçyiğit
Çalınan hayatların, geç kalan hayallerin içinde büyüdüm ben.
İçimde hiç dinmeyen bir okuma aşkı, bir de hiç dinmeyen çocukluk özlemi vardı.
İnsanın çocukluk hayalleri, gökyüzüne benzer;
Bir uçurtmadır bazen —
Bir gökkuşağı kadar renkli, bir umut kadar kırılgan.
Her rengi bir umut, her kıvrımı hayal tozudur aslında.
Siz hiç her gece ağlayarak uyanıp
Rüyanızda çantanızı alıp okula gittiniz mi?
Ben gittim…Vallahi.
Ve hâlâ o rüyaların içinde yaşıyorum.
Okul yollarını, tahta sıraların soğuk yüzeyini,
Tebeşir tozunun beyazını özlüyorum.
Elinizde okuduğunuz bu dizeler, işte o çocuğun hayalidir;
Bir zamanlar bir düş olan, şimdi bir gerçeğe dönüşen.
O yıllarda okumak en büyük hayalimdi.
Belki bir gün ben yazacaktım o resimli hikâyeleri…
Şimdi sizin için yazıyorum bu dizeleri;
Çünkü yaşam bir masaldır
Sayfalarını çevirdikçe, hatıralar gözünüzde yeniden canlanır.
Hayat bir sınavdır, biz ise yorgun bir öğrenci.
Okuyarak değil, yaşayarak öğrendik her şeyi.
Ve şimdi yeniden başlıyor hikâyem;
Alfabeyi sil baştan öğrenir gibi…
Dilini bilmediğimiz insanlar yorar insanı.
Bazen yüreğin bile yabancı gelir sana ansızın.
İyi kötü geldik bugünlere;
Yaşımızdan çok yaşadıklarımızla tecrübe ettik hayatı.
Ama ne insanlar anladı bizi
Ne de o esrarengiz gökyüzü…
Kaleme, deftere sarıldım; satırlara döktüm içimi.
Dilimin döndüğünce anlatayım dedim heybemde ne varsa.
Kahkahalarla gülüp güzel anılar anlatmak isterdim,
Ruhunuzu ısıtacak şiirler okumak isterdim.
Ama çetrefilli bir kıştı bizimkisi.
Soğuk, buz gibi, içe işleyen…
Tepeden inme insanlar bir kurt gibi sürdü izimizi.
O çirkinlikte ayırt edemedim gündüzü geceyi.
Hayallerimi kaptı elimden o kurt,
Alamadım o kınalı kuzuyu…
Geriye kalan bir öksüz yürek,
Bir de yarım kalmış bir sızı şimdi.
Kime emanet edeyim bu yüreğimdeki öksüzü?..
Başucumda kırık bir ayna, tozlu raflar…
Hangi yöne dönsem, düzelmez aynalar.
Hangi yanımı sarmalasam, diğeri hep yarım kalıyor.
Aramızda bir uçurum, beni benden alıyor.
Dertlerimi nehirlere döktüm, o da soğutmadı içimi.
Yel değirmenine anlattım, o da öğütmedi.
Ölüm acı, ayrılık ne zor şey…
Hiçbir mutluluk yüreği bir gram soğutmuyor.
Gözlerim “sabret” diyor, “umut et” diyor,
Ama bir yanım arafta, bir yanım arasatta.
Kaldım iki dünya arasında,
Hayat bir türlü yüzüme gülmüyor.
Kaldırın, uyandırın beni dostlar, şaşkınım!
Şimdiye dek kendim olamadım.
Ruhumdaki çatlakların farkındayım,
Ve hiçbir düşüncemle barışık değilim.
Şunu iyi bilin dostlar:
Düşenin elinden kimse tutup kaldırmıyor.
Bir kurtarıcı beklemek, sadece ahmaklıktır.
Çünkü sonunda, meydan hep kötülere kalıyor.
Önce kendinizi sevmeyi öğrenin.
En güzel cümlelerinizi, en içten iltifatlarınızı
Kendinize edin.
Dışınız neyse, içiniz de odur.
Siz kendinize değer vermezseniz,
Başkası neden sizi sevsin ki?
Üzerinize giydiğiniz kıyafetlere “pahalı” demeyin.
Unutmayın, kadın bir vitrindir;
Dışı nasılsa, içi de öyle yansır.
Değişime önce gardırobunuzdan başlayın.
Küçük bir cep aynası alın.
Her baktığınızda, dışınızdaki renklerle
İçinizdeki ışığı görün.
Bir gün o renkler, ruhunuza da yansır…
Önce kendi doktorunuz olun.
Ruhunuzun bir gün değişeceğine, dönüşeceğine inanın.
Çünkü sen, kendinin doktoru olamazsan,
Hiçbir ilaç iyi gelmez ruhuna.
İnsan, önce kendisine düşkün olmalı.
Zamanında bazı şeylere “hayır” demeyi bilseydik,
Bugün bu dertler çoğalmazdı.
Kimse incinmesin diye sustuğumuz kelimeler,
Şimdi yüreğimizde büyük bir yara açtı.
Unutmayın;
Aynı günün ardından iki kere güneş doğmaz.
Eğer bugün sen umutlarından vazgeçtiysen,
Ruhun da tükenmiştir.
Gelin şimdi birlikte yeniden doğalım…
Yeniden yazalım hikâyemizi.
Eskiden bizim evlerde tencereler sessiz kaynardı.
Kimse bilmezdi içinde taş mı var, aş mı pişer.
Bir zamanlar “Allah razı olsun” dediğimiz nice insanların,
Zamanla ne kötülüklerini gördük.
Şimdi ise kırılan yanlarımızı onarmaya çalışıyoruz.
Ben şifayı yazarak buldum.
Sizlerin de okuyarak bulmasını dilerim.
Dilerim bu kelimeler,
Kırık yanlarınızı onarır,
Yüreğinize iyi gelir.