Gözlerimi kapatıp geçmiş hatıralarımı yoklayınca ne kadar geçmişe gidebilirim diye zorluyorum. Zihin her yaşın kendine ait duygularıyla dolu anılar silsilesi. Ev sahipliği yaptığı kahkahalar, sevinçler, hüzünler… Hayal meyal hatırladığım bir anım beliriyor, kuzenlerimle yıllanmış bir erik ağacına tırmanıyoruz . Verdiğimiz çaba sonrası elimize aldığımız her bir erik adeta altın parçası. O gözlerdeki parıldama geliyor gözlerimin önüne… Her şey öylesine güzel ki o yaşlarda, hayattan tüm beklentin sevdiğin yaşıtlarınla beraber birbirinden eğlenceli, zamanı unutturacak tatta oyunlar oynamak. Kareler canlanıyor bir bir gözümde, o dönemin kokusu burnumu sızlatıyor, çeksem içime en derinlerimde saklasam o neşeyi. Annemin ördüğü kazak var üstümde ilk acı bir his gelince gönlüme takıldı ucu bir ağaç dalına yürüdüm bende aldırış etmeden. Uzadı yolum yarım kaldı kazağım . Kaçtı ağzımın tadı gönlümün neşesi . Ben yine yola devam ettim . Kalbim yorulsa da girse de karnıma sancılar, aldırıp etmeden devam ettim. Kırmızı kazağın sökülmesine , her dikene takılmasına rağmen annemi artık görememe pahasına devam ettim . Bu günlerde de kırmızı kazağım üstümdeyken ki zamanda hissetmek lüks oldu zira. Birkaç duyguya hasret kalmış taştan hallice bu gönül. Artık gözlerde ne ışıltı var ne de dudaklarda şen kahkahalar. Hepsi yıllanmış erik ağacı misali yaş aldıkça, yuvadan uçan kuşlar gibi birer birer terk etti kalbimi. İnsan niçin bu duygular terk ederken kalbini, arkasından bakmakla yetinir ki? Neşeyi nasıl kaybettik , nasıl tutup bağrımıza basmadık bu kadar kıymetli iken. Sevinçlerimizi hangi sandığa koyup kaldırdık , yağmur yağarken usulca cami avlusuna mı bıraktık umudu. Şimdi nasıl sevecek , camdan bakarken dağların zirvesine hangi umudu besleyeceğiz ?Hangi sevinç içimizde kelebekler uçuracak , mutluluktan ne zaman dökülecek gözümüzden yaşlar? Her biri yerini griyle değiştirdi . Artık umutlar gri, sevinçler gri , mutluluklar gri. Cıvıl cıvıl renklerin yerini alan grinin bedeli ağır, sevincine bile gerçekten sevinememek, ağlarken artık göz yaşı gelmemesi kalbin katılaştığına alamet ediyor. Bin bir emekle baktığım saksıdaki çiçeğim yeni bir filiz açtığında umudu hatırlamıyorsam, sabah perdemi araladığımda yüzüme değen güneş kalbime dokunmuyorsa ve eğer bir gün bırakırsam hayal kurmayı işte benim de farkım kalmamıştır terkedilmiş yıkık dökük bir evden . İşte o zaman duvarımdaki çerçevem düşer parçaları savrulur etrafa, toplayamam. Dökülür sıvam solar boyam, eski halime dönemem. Zaman… insandan neler götürüyor neler … Tabi bunu fark etmek için artık çok geç. Güneşte gri, çimenlerde, büyük bir ahenkle dans eden ağaçlarda, yapraklarda. Ve artık en çok ben griyim. Yolun sonunda ne annem var ne kırmızı kazağım son ilmekte sökülmüşken yakamdan, ben artık griyim …
Gri
Gri