Kadının Adı Yok

Yazar Nilüfer Sedef

Sabah, henüz güne dönmemişken uyandı ve oturma odasına yöneldi. Koltukta sızmış adama baktı. Ağzından akan tükürükler yastığa akmış, alkol ve ter kokusu tüm odaya yayılmıştı. Sehpanın üzerindeki içki şişesine ilişti gözü.

Boştu. İçinden bir ürperti geçti. Pencereyi açtı hemen. Sigarasına uzandı eli. Paket boştu- uzun zamandır olduğu gibi- kahve kavanozuna uzandı oda boştu, uzun süredir olduğu gibi. Çaydanlığa su koyup kaynattı. İçine şeker atıp karıştırdı, bir yudum içip duvarda asılı duran ahşap dolaba yöneldi. Ekmek, avuç içi kadar vardı. Peynir, hiç yoktu. Süt de öyle…

Yüzünü yıkayıp saçlarını düzeltti, dikişleri yer yer sökülüp rengi solmuş ama kıvrımlarını en iyi ortaya çıkaran çiçekli elbisesini giydi üzerine. Büyük bez çantasını koluna takıp dışarıya çıktı. Gökyüzü aydınlanmıştı. Köşedeki fabrikanın bacasından çıkan dumanlar karışıyordu havaya. “Pişştt” diye bir ses duydu arkasından. Yandaki komşu kadındı bu.

Eliyle gel diye işaret ediyordu. Yaklaşıp soran gözlerini ona dikti. Kadın vaktinin az olduğunu belli eder hareketle etrafını kolaçan ederek konuşmaya başladı “Sana bahsettiğim kumpanya yarın yola çıkıyormuş. Düşündün mü?” dedi fısıltıyla. O bir şey söylemedi. Sadece baktı. Kadın bakışlarını onun elbisesinde gezdirerek “İyi de para veriyorlar sadece yiyecek değil” dedi. O, bir şey diyecek gibi oldu ama demedi.

Çantasına sıkıca sarılıp oradan ayrıldı, çarşıya doğru yürüdü. Lorenzo’nun yerine geldiğinde çıngıraklı kapıyı açıp içeri girdi. Müşteri yoktu. Dükkân sahibi önde o arkada depoya yöneldiler. Çıktıklarında adam rafta duran yarım somonu, bir parça quesco resco yu alıp tezgâha koydu.

Kadın ilerleyip kocası için ucuz bir şişe şarap aldı. Erensot için süt. Son olarak bir paket sigara ve en ucuzundan bir paket cafe negro alıp tezgâhın üstünde ki peynir ve ekmeğin yanına koydu. Adam sigara, kahve ve sütü alıp rafa geri koydu. Sonra kendi sigarasından bir adet çıkarıp yaktı kadına uzattı. Çantaya tezgâhın üstündekileri yerleştirdi, sigarayı dudaklarının arasına yerleştirip dükkândan çıktı. Az ilerdeki dükkâna yöneldi.

Vitrindeki kırmızı topuklu ayakkabıya dikti simsiyah gözlerini- her zaman yaptığı gibi. – Dükkân sahibi hışımla dışarı çıkıp bağırmaya başladı “Her zaman ki gibi dükkânın önünü kapatmasınmış, ona göre burada bir şey yokmuş.” gibi şeyler sıralıyordu peşi sıra. Elindeki sigarayı görünce daha da sinirlendi. Kokusunun vitrinine sinmesini istemiyormuş. Kadın, ayakkabıya baka baka ayrıldı vitrinin önünden.

Eve girer girmez suyu kaynattı, ekmeği ve peyniri masaya koydu aceleyle. Erensto yarı uykulu vaziyette masaya oturdu. Hemen bardağa suyu doldurup şekeri içine atıp karıştırdı ve onun önüne koydu. Ernesto kollarını açıp gerindi ve bardaktaki suyu görünce hiddetle yerinden kalkıp bağırmaya başladı. “Kahve nerede? Ben bunu içmem demedim mi sana kaç kere!” diye bağırıp küfürler savurmaya başladı etrafa. En son hızını alamayıp masada ne var ne yoksa kolunun tersiyle süpürüp yere attı. Sonra da kapıyı hızla vurup dışarı çıktı. Kadın hemen yerdekileri toplayıp masanın üzerine koydu tekrar.

Kocası homurdanarak bir perdeyle oturma odasından ayrılmış mutfağa geldi. “Ne bağırıyorsunuz uyutmadınız be!” diye bağırıp küfürler savurdu etrafa. Sonra tezgâhın üzerinde ki şaraba ilişti gözü. Ucuz şaraba. Hem de en ucuzu. Bunu mu içecekti yani Carlos. Şarabı alıp yere savurdu. Şişe tuzla buz oldu zeminle buluştuğunda ve oğlunun açık bıraktığı kapıdan çıkıp gitti.

Kadın da yerdeki kırık camlara basmamaya dikkat ederek dışarı çıktı. Yandaki evin kapısını çaldı. Dışarı çıkan kadınla bakıştılar bir süre. “Yarın sabah sokağın başında ol.” dedi ve kapıyı kapadı komşusu.

 

Related posts

Hz. Süleyman 3. Bölüm

Onca Yıl Geçti

Anne