Kapalıçarşı, İstanbul’un atardamarı; genç kızların hayalini süsleyen kaçanın, göçenin, ev kuranın, zengini fakiri herkesin ama herkesin uğrak durağı. Yüksek kubbeleri sessizce göğe doğru uzarken duvarlardaki
Zaman bu kasabada yürümüyor, ağır ağır oturuyordu. Sokakların kıvrımlarında, evlerin eşiğinde, en çok da insanların yüzlerinde dinleniyordu. Saatler vardı elbette; ama kimse onlara güvenmezdi.
Monitör düz bir ses çıkardığında ilk yaptığım şey saate bakmak oldu. Neden baktığımı bilmiyorum. Belki bu anı unutmamak adına zamanı bir yere çivilemek, kayıp gitmesine
Göremiyorum. Ne yaparsam yapayım aynanın karşısında, telefonların kamerasında yokum. İnsanlar beni görüyor ama ben kendimi göremiyorum. Arada bir arkadaşlarla gezintiye çıktığımızda anı olsun diye fotoğraf
Birbirine doyamayanları oynuyorduk hayat sahnesinde. “Konuş” diyorduk sanki birbirimize, “Yeter ki konuş. Ne konuştuğun önemli değil, duyayım sesini. Seni hissedeyim, varlığınla anlam bulayım.” İşte böyle
Devrim masanın tüm hazırlıklarını bitirmişti. Yılbaşı için kendine bir vizyon panosu yapmıştı. Arkadaşlarına göstermek için sabırsızlanıyordu. Kendi kendine “Evet işte bu yıl Maldivler ’de tatil
Kar yağarken pencereden izlemeyi çok severim. Böyle zaman zaman uzaklara dalıp geçmişimi gözden geçiririm. En güzel anılarımı seçip tekrar aynı mutluluğu yakalamaya çalışırım. Biraz zorlanarak
Yıllar sonra, köydeki bir arkadaşımın ısrarı üzerine, babamın görevi nedeniyle çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği köye ziyarete geldim. Her şey çok değişmişti; dümdüz, alelade çıkılmış
Küçüklüğümden bu zamana kadar annem ne istediysem yapmıştır. Önceleri acıkınca, bezi kirlenince, uykusu gelince ağlayan yavrusunun her ihtiyacını karşılayan annem, büyüdükçe de isteklerimi eksiksiz
Bir zamanlar yere uzanmış toprağın bana verdiği güçle gökyüzünün derinliklerinden bana uzanan bulutların maviliğiyle ve güneşin gülümsemesini selamlıyorken içimde oluşan, ince bir iplik gibi akışkan
Yazar: Muhittin Çiftçi Müdürün ofisinin hemen dışındaki bekleme odasında, kahverengi deri koltuğun yanında, her zaman aynı dergi dururdu: “Global İş Dünyası” isimli, aylık yayınlanan, ciltli