Yazar Şaziye İnceler
Bir insanın en büyük imtihanı, evladı iledir. Evlatla imtihan, kalbin en derin yerinden gelen sabrın sınırlarını zorlayan ama aynı zamanda insanı, ruhsal olarak olgunlaştıran en ağır imtihanlardan biridir. Evlatla imtihanın manevi boyutu, aslında insanın en zayıf noktasından sınanmasıdır. İnsan, malını mülkünü kaybetse bir şekilde ayağa kalkabilir ama evladıyla ilgili bir sorun yaşadığında sanki ruhunun bir parçası kopmuş gibi hisseder.
Maneviyata göre, bizler evlatlarımızın “sahibi” değil, sadece onların bu dünyaya gelmesine vesile olan “emanetçileriyiz”. Ancak, insan fıtratı gereği evladını kendi parçası, kendi eseri gibi görür.
Evladın başına gelen bir musibet veya onun yaptığı hatalar, babaya ya da anneye aslında şu gerçeği hatırlatır: “Onu sen yönetmiyorsun, onun da bir iradesi ve kaderi var.” Bu, insanın kibrini kıran en sert derstir.
Geleneksel tasavvufi düşüncede, bir şeyi Allah’tan daha fazla veya O’nu unutacak kadar çok sevmek, o sevilen şeyle imtihan edilmeyi getirir. Kalp, en çok neye yaslanırsa oradan darbe alır. Evlat sevgisi öylesine güçlüdür ki insanı her türlü fedakarlığa iter. Manevi olgunluk, bu sevgiyi “Yaradan’dan ötürü sevmek” seviyesine taşımaktır.
Evlatla imtihan denince akla gelen en büyük örnek, Hz. Yakub’dur. Oğlu Yusuf’u kaybettiğinde gözlerini kaybedecek kadar ağlamış, ama asla isyan etmemiştir. Acı çekmek insani bir haktır, ancak isyan etmek imtihanı kaybettirir. “Güzel bir sabır” (Sabru Cemil), içindeki fırtınaya rağmen teslimiyeti, koruyabilmektir.
Yazımı evlat imtihanı ile ilgili güzel bir öykü ile bitirmek istiyorum:
“Kasabanın en sessiz sokağında, penceresinin önündeki sardunyalara su veren emekli öğretmen Hamit Bey için hayat, oğlu Murat’tan ibaretti. Murat, Hamit Bey’in geç yaşta bulduğu kıymetlisi, tek mirasıydı. Eşinin vefatından sonra Hamit Bey, oğlunun üzerine daha fazla titremeye başladı. Ancak hayat, Hamit Bey’i hiç beklemediği bir yerden, en sevdiği varlığıyla sınamaya karar vermişti.
Murat, üniversiteyi bitirdikten sonra bambaşka birine dönüşmüştü. O güler yüzlü, babasına hürmet eden çocuk gitmiş; yerine hırslarının esiri olmuş, kolay yoldan zengin olma hayalleriyle yanlış yollara sapan, babasının yüzüne bakarken bile yabancılaşan bir adam gelmişti. Hamit Bey, oğlunun yaptığı hataları, eve gelen alacaklıları ve Murat’ın her geçen gün batağa saplanışını, çaresizce izliyordu. Bu, bir babanın evladıyla olan büyük imtihanıydı.
Bir kış gecesi, kapı sertçe çalındı. Gelen Murat’tı; üstü başı perişan, gözlerinde pişmanlığın değil, çaresizliğin korkusu vardı. ‘Baba,’ dedi sesi titreyerek, ‘Yine borçlandım, bu sefer durum çok ciddi. Eğer ödemezsem…’
Hamit Bey’in dizlerinin bağı çözüldü. Yıllarca dürüstlüğüyle nam salmış bir adam için bu, canından can kopması demekti.
O gece Hamit Bey, ömrü boyunca biriktirdiği ne varsa —annesinden kalan hatıra bilezikler, emekli ikramiyesiyle aldığı küçük zeytinlik— hepsini oğlunun önüne koydu. Murat, babasının ellerindeki titremeyi gördüğünde ilk kez durup düşündü. Babası ona kızmıyor, bağırmıyordu. Sadece gözlerinde uçsuz, bucaksız bir keder vardı.
Ertesi gün Murat evden ayrılırken Hamit Bey sadece şunu söyledi:
‘Evlat, bu dünya malı biter, yerine konur. Ama kırılan kalbi, yitirilen onuru, geri getirmek zordur. Ben seni bu paralarla değil, dualarımla büyüttüm. Şimdi seni asıl sahibine, Allah’a emanet ediyorum. Benim imtihanım sensin, ama senin imtihanın da kendinsin.’
Haftalarca haber gelmedi. Hamit Bey her seccadeye oturduğunda, ‘Allah’ım,’ diyordu, ‘Kalbimi sabırla genişlet, evladımı doğruya ilet. Eğer bu benim imtihanımsa, beni isyana düşürme.’ Aylar sonra bir akşamüstü, kapı usulca tıklandı. Gelen yine Murat’tı. Ama bu sefer gözlerinde o eski hırs yoktu.
Diz çöktü, babasının nasırlı ellerine sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. ‘Baba’, dedi, ‘Parayı ödedim, işe girdim. Ama asıl borcum sana. Beni terk etmediğin, beni benden daha çok sevdiğin için…’ Hamit Bey, oğlunun başını göğsüne yasladı.
İmtihan bitmiş, fırtına dinmişti. Evlat, babasının merhametinde yeniden doğmuştu. Evlatla sınanan bir anne veya baba, başka hiçbir durumda edemeyeceği kadar, samimi dualar eder.
Bu süreç, kişiyi Allah’a en çok yaklaştıran andır. Çünkü insan, kendi gücünün evladını değiştirmeye veya korumaya yetmediğini anladığı an, gerçek acziyetini kavrar ve Yaradan’a sığınır.
Allah imtihanlarımızı kolay eylesin.