Kuşburnular Yine Çiçek Açmış

Nevin TELLİ

Rüzgâr kokusunu getirince, sanki yıllardır kapalı duran bir sandığın kapağı aralandı. İçinden çocukluğum çıktı; tozlu yollar, güneşte kızarmış taşlar, annemin sesi ve avuçlarımızı acıtan kuşburnu dikenleri…

Yol kenarlarında öbek öbek açarlardı. Biz ise küçücük ellerimizle o dikenlerin arasına girer, meyvelerini toplamak için uğraşırdık. Bazen elimiz kanar, bazen canımız yanardı. Ama hiçbirimiz vazgeçmezdik. Çünkü bilirdik ki o dikenlerin ardında kışın soframıza gelecek bir şifa saklıydı.

Annemin yaptığı kuşburnu marmelatının tadı hâlâ damağımdadır. Kış gecelerinde içtiğimiz çayın buğusunda sadece meyvenin kokusu değil, emeğin ve sevginin rayihası da yükselirdi.

Yıllar sonra anlıyorum ki hayat da kuşburnuna benziyormuş…

Hakikat bahçesinde açan her güzelliğin etrafında biraz diken varmış. İnsan, sabretmeden meyveye; emek vermeden berekete ulaşamıyormuş.

Tasavvuf ehlinin dediği gibi; diken gülü korur, zahmet de hikmeti…

Belki de Rabbimiz bize her baharda aynı dersi fısıldıyor: Şifaya ulaşmak isteyen, dikenlerden korkmayacak.

Nefes de böyledir. Her nefes, insanın içindeki dikenleri fark etme ve onları sevgiyle aşma yolculuğudur. Kimi zaman sabır, kimi zaman teslimiyet, kimi zaman da sadece “olduğu gibi kabul etmek”…

Bugün kuşburnunun kokusu yine çocukluğumu getirdi bana. Ve kalbime şu sözü bıraktı:

“Mevsimler geçer, yıllar geçer, insanlar değişir… Ama emekle ulaşılan güzelliklerin kokusu, ruhun hafızasında daima kalır.

Şifanın yolu bazen dikenlerin arasından geçer; doğru nefesin yolu da sabırdan, farkındalıktan ve kendine dönmekten…

Related posts

Çalar Türidi

Bülbülün Sanat Serüveni

Denizli’de “Nefes, Beden ve Sağlık” Etkinliği