Osman Gözmen
“Şiir nedir?” sorusu belki de insanoğlunun dünyadaki varlığı kadar kadim bir sorudur. Kitapları biraz karıştırınca, şimdilerde kitap karıştırmak yerine internetteki arama motorları kullanılıyor, şiirle alakalı birçok malumata erişmek mümkündür. Tasnif edilmemiş bilgi dünyasından edinilebilecek bu malumatlarla şiir hakkında müsbit fikirler elde edebilmek yüksek karihalara ancak müyesser olur. Zaten asrımızdaki muazzam bilişim teknolojilerindeki gelişim beraberinde bilgiye ulaşmayı kolaylaştırırken eski zamanlarda insanların elinde bir güç olarak kullanılan bilgiyi adileştirmiş bunun nihayetinde güç, bu bilgiyi yorumlama, olgu ile fikri tefrik etme, analiz ve sentez yapabilme istidadına geçmiştir.
Kaldı ki şiir gibi hissiyatın coşkunluklarıyla çağlayan bir umman hakkında doğru mülahaza yapabilmek için nihayetini görebilmek icab etmez mi? Pek tabii mevzu şiir olunca bu suali “Bu ummanın bir nihayeti var mıdır?” veya “Beşer bu nihayete erişebilir mi?” gibi sualler takip edecektir.
Elbette sözün ve mananın üstadları olan büyük şairlerimiz veya bu şairlerimizin eserlerine gavvaslar gibi dalıp tüm mana mertebelerine vakıf olan muharrirlerimiz, şiir hakkında sim ü zerden daha kıymetli tetkikatlarını bizimle paylaşmışlardır. Fakat mürur-u zaman, lisan-ı edebiyata adem-i vukufiyetimiz, çağdaşlık tesmiyesiyle topluma dayatılan şair görünümlü edepsiz ediplerin laf u güzaflarının dürr-ü yekta zannıyla revaç bulması gibi bir çok tesirle “at izi, it izine” karıştığından bu tetkikatlar layık olduğu hürmeti maatteessüf görememiştir. Bundan mütevellid bugünkü insanımızla, satırlarla sınırlı kalmayıp ruha tesir eden müessir şiir beyninde fersah fersah mesafe olduğunu esefle görmekteyim.
Burada haddimi aşıp şiirle alakalı şimdiye kadar söylenmemiş bir şeyler söyleyeceğimi iddia etmeyeceğim. Ben sadece bu büyük söz ustalarından nakıs karihamla fehmettiklerimi siz değerli “kari” ile hasbihal edeceğim.
Şiir için tıpkı aşk gibi hakkında söylenecek hiçbir şeyin aksi ispatlanamayacağını söylersek bilmem mübalağa yapmış olur muyuz?
Hakkında söylenecek hiçbir sözün, aksi ispatlanamayan şiir gibi bir mefkûre hakkında konuşmak zahiren çok kolay görünürken hakikaten çok zordur. Kendi nokta-i nazarımda şiirin ne olduğunu ve şiir hakkındaki bir mülahazamı mücmel bir şekilde şöyle arz etmek istiyorum.
Şiir; bir duygu, düşünce veya bir fikrin, bazen bir hayal veya korkunun, kimi zaman yaşanmış çoğu zaman yaşanamamış hayatların muhtevalarını, ölçülü veya ölçüsüz fakat muhakkak veciz bir ifadeyle, herkes için olmasa bile muhatabında benzer derunî hissiyatı tehyiç eden mücerret manaların teşahhus etmiş halidir.
Ve şiir hakkında afili sözlerin büyük bir erdem gibi söylenebileceği edebi türlerin biricik şahı, yegâne padişahıdır.
Şiirde asıl olan söz müdür? Yoksa sözün söyleniş biçimi mi?
Söylenecek bir sözü olan herkesin konuşması aklın, hukukun ve insanlığın gereğidir. Fakat kanaatimce şiir, söylenecek sözü olan herkesin söz söyleyeceği bir saha değildir. Bu, nesrin mevzuudur. Birçok şiirde anlatılmak istenen asıl mana, anlatımdaki letafetin yanında tebeidir. Nazmı yani aruz vezni, hece ölçüsü, kafiye veya redif gibi kavramlardan hiç değilse birini bilmeyen, bu kavramlardan maada sözün musikisine vakıf olmayan birinin şiirden bahsetmesi ne kadar doğrudur size soruyorum? Elinde tuttuğu oyuncağın hakiki bir araba veya gemi olduğunu söyleyen küçük bir çocukla, anlatısı estetik hiçbir öğe taşımayan bir insanın, safsatasına şiir demesi arasında zahir bir fark yoktur.
Her şeyi etiketine göre değerlendiren çağımız insanı, şairliği de bir etiket olarak gördüğü müddetçe bu tarz sakallı çocuklarla maalesef karşılaşacağız. Hâlbuki şairlik; avukatlık, mühendislik, hekimlik gibi ne kariyer basamağıdır ne de maişet menbaı. Bilakis şairlik bir ruh halidir. Dünyada vuku bulan vakıalar, şair ruhlu yüksek insanların derunî âlemindeki istidat ayinelerinde temessül eder. Bu zevat, zahirden ötesini veya zahirde görünmeyen nice letafetleri görebilirler. Gördükleri bu manaları evvela dem ve damarlarına karışıncaya dek massederler. Akabinde hayal gücü derinliği ve yüksek karihalarının imtizacıyla bunun kim bilir kaçta kaçını “kari”ye aktarmaya muvaffak olurlar. Ayrıca “kari”nin okuduklarının kaçta kaçını derk ettiği mevzuuna girmeyeceğim.
Mesela; gökyüzünde yalnız ve yüksek uçan bir kuş bazı insanlar için sadece bir canlıdır. Bazıları içinse özgürlüğün simgesi veya büyüklüğün korkunç sonucu olan yalnızlığın tecessüm etmiş halidir. Bir şair ağaca baktığı zaman meyvesinin tadı veya kalitesiyle ilgilenmez. Bazen o meyvenin olgunlaşması için dünyanın güneşin etrafında alması gereken bir yıllık mesafeyi tefekkür ve ondaki azamet ve kibriyayı temaşa eder. Kendine “şair” demekle “şair ruhlu” olmak arasındaki kabil-i iltiyam olmayan farka daha pek çok misal verilebilir.
Bir insan, adına şiir dediği bazı kelime topluluklarını yazmakla şair olmadığı gibi şair ruhlu birinin mahiyetinin tek göstergesi de şiir değildir. Sabıkan bahsettiğim gibi şairlik bir ruh halidir şiir ise bunun tezahürü. Biz şair ruhlu bir insanın amak-ı ruhundaki coşkunlukları şiirle öğreniyoruz. Ve ruhun derinliklerinden büyük bir ustalıkla kâğıda dökülen bu satırlar bizi çepeçevre sararak adeta kendine mahkum eder. Ve bu tesirin yegâne ölçüsü dimağımızda bıraktığı mefkure veya kalbimizde coşturduğu heyecandır. Burada yargı dağıtma gayesi gütmediğim için şiir ile şiir olduğu sanılan sözler arasındaki farkın zamana havale edilmesini daha uygun buluyorum. Zira büyük üstad Bediüzzaman Said Nursi (r.a) hazretlerinin “Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz.” sözünün bu sahada da cari olduğu kanaatindeyim.
Gelelim şiirde manaya. Şiir denilince çoğunlukla insanların aklına, sözün estetik bir şekilde söylenişi gelmektedir. Sırf bu sebeple bazı şairler bu estetik kaygılarla mananın hilafına hareket etmişlerdir. Meşhur bir deyişte olduğu gibi “Safiye’yi, kafiyeye feda etmişlerdir.” Bu sebeple büyük edipler haklı bir surette şiirde mananın ehemmiyetine ziyadesiyle vurgu yapmışlardır. Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur; ediplerimiz sadece manaya ehemmiyet verilmesi gerektiğini söylemezler. Yani bu vurguda estetik kaygıların mananın zararına bir yol izlememesi lüzumu üzerinde durmuşlardır. Buradan şu anlaşılmalıdır; şiirde mana ve estetik dengede olmalı mana için estetik veya estetik için mana terkedilmemelidir.
Veciz bir ifadeyle son cümlemi söylemek istiyorum, “Söyleyecek sözü olan herkesin şiir yazması ne kadar yanlışsa söyleyecek bir sözü olmayanların da sadece estetik kaygılarla şiir yazması o kadar yanlıştır.”
Yazarın Kitabı