Zeynep Çıldır
Alarmın sinir bozucu sesiyle gözünü araladı. Hangi ara olmuştu sabah? Vücudunun her parçası dayak yemiş gibi ağrıyordu. “Herhalde evire çevire dövdüler beni uyurken?” diye söylendi. Dinlenmek için uyumamış mıydı? Neydi bu uykunun işlevsizliği? Bütün ağrıları daha da vücuduna salmış gibiydi.
Usulca doğrulup isteksizce etrafı süzmeye başladı. Akşamdan çıkarıp sandalyenin üzerine attığı kıyafetler, yeniden giyilecekmiş gibi duruyordu. Eşyalar hiç de iyi zamandan geçmediğinin kanıtıydı. Dolap dağınık, eşyalar özensiz, “artık kendini topla” diye bağırıyordu. Yüzü ekşidi midesi gibi. Ağır bir külçeyi andıran vücudunu, zorla ayağa kaldırıp lavaboya gitti. Yüzünü yıkayıp geri dönecekken gözü aynadaki aksine takıldı. Aynadaki görüntüsü sinirini bozdu. “Ne bakıyorsun be suratsız suratsız? Her şey mükemmel de ben mi kötüyüm? O kadar kolaysa sen mutlu ol.” Sonra kendini silkeledi. “Ne diyorum ben? Kendi kendimle konuşuyorum. Gören olsa deli der. Gerçi akıllı mıyım o da tartışılır.”
Kafasındaki konuşmayı devam ettirerek mutfağa geçti. Aç mıydı? Bilmiyordu. Alışkanlık olmuştu işte. Su koymak için tezgaha yöneldi ama dikkatsizliği yüzünden ayak serçe parmağını masanın ayağına çarptı. Öyle canı yanmıştı ki oturdu. Ayağını tutup kendinden geçmişçesine ağlamaya başladı. “Yeter artık yeter!” diye bağıra bağıra durmadan ağlıyordu. Canı gerçekten yanmış mıydı? Evet, acıyan canıydı ayağı değil. Çözülmüştü. Çok sabredenlerin yaşadığı kaçınılmaz patlamayı yaşıyordu.
Ne kadar bu şekilde oturup ağladığını bilmiyordu. Kendine geldiğinde yüzü, üstü, başı gözyaşlarından sırılsıklam olmuştu. Ayağa kalktı, hafiflemişti. Sanki üzerindeki ağır yükü almışlardı ondan. Acıkmış mıydı ne? Şaşırdı haline. Şu insan ne tuhaf bir varlıktı. Belki bu yüzden en büyük sorumluluklar ona verilmişti. Kendine baktı, “Acıktıysam sorun yok. Demek ki hala yaşam belirtisi gösteriyorum. Vücudum acıktığını söylüyorsa umudu var demek ki. Onun varsa benim de var” diye düşündü ve elini yüzünü yıkayıp çay koydu ocağa.