Stajyer

 

Muhammed Can BULUT
Taş kağıt makas’ı kaybettin dedi gülerek. “Bulaşıkları yıkadıktan sonra bir çay koy” diyerek televizyonun kumandasını almıştı. Bulaşıklarımı yıkadığımı hatırlıyorum, sanırım kettle’ın düğmesine de basmıştım. Bir anda göğsümün ortası inanılmaz bir şekilde ağrımaya başladı. İlaçlarımı içmiştim ve her zamanki kas ağrısıdır diye düşünüp endişelenmedim. Onu da endişelendirmek istemiyordum. Bu yüzden ona seslenmedim Çöktüm, ağrının geçmesini bekledim. Ya da öyle yaptığımı zannediyorum. Ardından zaman durdu. Öldüğünü anlamak insanın sandığı kadar dramatik olmuyor.
Ne bir tünel gördüm, ne beyaz ışık, ne de hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. Sadece beklemeye başladım. Beklemekten başka yapacak bir şey de zaten yoktu.
İlk fark ettiğim şey sessizlikti.
İkinci fark ettiğim şey ise yalnız olmadığımı hissetmek oldu.
Etrafımda insan seli vardı sanki. Ama kimse kimseye bakmıyordu. Herkes kendi içinde bir şeyler dinliyordu. Sanki kafalarının içinde eski bir radyo açık kalmış da, düğmesine basıp kapatmayı unutmuş gibilerdi.

Ardından bir sesle irkildim. Biri seslenmişti, öyle olmalıydı:

“Numaran.”

Etrafıma baktım, kimseyi göremedim. Tam o sırada avucum karıncalanmaya başladı. Avucuma baktığımda, tenimin içine kazınmış gibi duran bir sayı gördüm: 771923.

“Gel,” dedi daha önce orada olduğunu fark etmediğim bir silüet. Yüzü yoktu. Ya da ben göremiyordum.

Gayriihtiyari onu takip ettim. Bir süre sonra ofis gibi bir yere gelmiş olmalıydık. Evet, tam bir ofisti. Masalar, dosyalar, bilgisayarlar… ama hepsi anlaşılmaz bir teknolojiyle yapılmıştı. Sanki bir devlet dairesinde ömrümün en sıkıcı gününü geçiriyordum.

Adam oturdu. Sandalye hafifçe gıcırdadı.

“Ölüm şeklin?” diye sordu.

“Kalp krizi,” dedim. “Sanırım.”

“Sanırım olmaz,” dedi kuru bir sesle. “Ama fark etmez. Seni alt birime veriyoruz.”

“Alt birim?”

“Dualar.”

Bir süre sustum. Şaka yapıyor olmalı diye düşündüm. Yapmıyordu.

Bana bir masa, bir ekran ve bir kulaklık verdiler. Ekranda sürekli cümleler akıyordu:

“Allah’ım annemi kurtar…”

“Lütfen bu sınavı kazanayım…”

“Onu bana geri ver…”

“Sadece bir şans daha…”

Kulaklığı taktığım anda sesler üstüme çullandı. Fısıltılar, inlemeler, çığlıklar… Hepsi birbirine karışmıştı. Bazısı ağlıyordu, bazısı pazarlık yapıyor, bazısı da sadece sayıklıyordu.

“Alışacaksın,” dedi yan masadaki kız, gözlerini ekrandan ayırmadan. “İlk günlerde herkes böyle donakalır.”

“Ne yapıyoruz biz burada?” diye sordum.

“Filtreliyoruz.”

“Ne için?”

Kız omuz silkti.

“Biz soru sormayız. Bize ‘yap’ derler, biz de yaparız.”

Zaman burada yoktu. Ya da varsa bile modern ölçütlerle ölçemeyeceğin bir şekilde akıyordu. Bir süre sonra otomatikleşiyordun. Neden sonra benden istenilen şeyleri yapıp duaları filtrelemeye başladım:

Acil

Bencil

Alışkanlık

Yalan

Gerçek

“Gerçek” klasörü neredeyse hiç dolmuyordu.

Bir gün dayanamadım ve sordum:

“Peki sonra ne oluyor? Filtreledikten sonra… Kim cevaplıyor bunları?”

Kız ilk kez başını kaldırdı. Hafifçe gülümsedi. O gülümseme, dumanlı bir odada aniden açılan pencere gibiydi; insanı ferahlatmıyor, üşütüyordu.

“Biz cevap üretmiyoruz,” dedi. “Sadece gürültüyü azaltıyoruz. Yukarıya giden sinyali temizliyoruz. Tanrı stajyerlerini sever ama fısıltıları sevmez.”

O an anladım.

Ben devasa bir santralin en küçük parçasıydım. Evrenin en büyük çağrı merkezinde, kadrosuz, maaşsız, sözleşmesiz çalışıyordum.

Günler geçti.

Artık kelimeleri değil, niyetleri duymaya başlamıştım. Bencil dualar doğrudan çöpe gidiyordu. Alışkanlık duaları arşive, acil olanlar ise inceleme birimine gönderiliyordu.

Bir gün ekranımda kendi ismim belirdi.

Bir kadın sesi, çok yorgun ve kırık bir ses fısıldıyordu:

“Onu geri getir… Lütfen… Sadece bir kez daha sesini duyayım.”

Elim titredi. Yan masadaki kıza döndüm.

“Bu… bu benim eşim,” dedim heyecanla.

Kız başını bile kaldırmadı.

“Kural bir,” dedi. “Tanıdık isimleri pas geç. Duygusallaşırsan filtre bozulur. Birinin canını kurtarmak için başka bir yerde bir yıldızı söndürmen gerekebilir. O sorumluluğu istiyor musun?”

Bir sabah —burada sabahı gri bir ışık değişimiyle anlıyorduk— masamda kırmızı bir dosya buldum. Üzerinde numaram yazıyordu: 771923.

İçinde tek bir cümle vardı:

“Bugün sadece ‘Gerçek’ olanları seç. Diğer her şeyi sustur.”

O gün kulaklığı taktığımda dünya sustu. Milyarlarca ses aynı anda kesildi. Derin, ağır bir sessizlik kaldı geriye. Saatlerce, belki günlerce hiçbir şey duymadım.

Tam kulaklığı çıkaracaktım ki, çok zayıf, çok temiz bir ses geldi:

“Teşekkür ederim,” dedi. “Sadece… her şey için teşekkür ederim.”

İstediği hiçbir şey yoktu. Pişmanlığı yoktu. Pazarlığı yoktu. Sadece var olmanın şükranı vardı.

Ekranımda yeşil bir ışık yandı. Tıkladım ve o tek cümleyi “Yukarı” gönderdim.

O anda bütün bilgisayarlar aynı anda kapandı. Ofis sessizliğe gömüldü.

Yüzü olmayan adam yine karşımdaydı.

“Bir tane buldun,” dedi. Sesi artık daha az mekanik geliyordu.

“Sadece bir tane mi?” diye sordum.

“Bazen yüzyıllar geçer, tek bir gerçek dua gelmez. Çoğu stajyer gürültüde boğulup sistemin parçası olur.”

“Peki şimdi?”

“Seni aşağıya geri gönderiyoruz.”

“Nasıl yani? Ben öldüm.”

“Ölüm de bir filtredir,” dedi hafifçe eğilerek. “Geri döneceksin. Ama bu sefer kulaklığın olmayacak. Sadece kendi sesin olacak.”

Yapacak bir şeyim yoktu. Gözlerimi kapattım.

Sessizlik bitti.

Hastane kokusu, bip sesleri, göğsümde keskin bir ağrı…

Gözlerimi açtığımda başımda bir doktor vardı.

“Geri döndü,” dedi biri.

Avucuma baktım. Rakam silinmişti ama izi hâlâ duruyordu.

Oda buzlu camlarla çevriliydi. Camın arkasında karımın silueti vardı. Elleri havaya kalkmıştı. Muhtemelen şükrediyordu.

Ona hiçbir şey söylemedim.

Sadece izledim.

Ve içimden, çok sessizce, o tek cümleyi tekrarladım:

“Teşekkür ederim.”

Olanlar hakkında karıma tek kelime bile etmeyecektim. Çünkü biliyordum ki eğer bunları ona anlatacak olsam evliliğimiz boyunca bulaşıkları bana yıkatmak için bu hikayeyi koz olarak kullanabilirdi.

Related posts

Kurgulanmış Hayat

Yalnızlığın Bedeli 1. Bölüm

Güneş Ve Ay 2. Bölüm

1 Comment

Nurdan Günay 14 Nisan 2026 - 19:29

Stajyer hikayesini müthiş keyif alarak okudum🙏🏻🥰kaleminize sağlık

Add Comment