Yazar Zeynep Çıldır
Sabah alarmla açtığı gözlerini ovuştura ovuştura lavaboya yöneldi. Ayağına batan sivri nesnenin verdiği acı ile çığlık atmamak için kendini zor tuttu. Oyuncağa basmıştı. Adım atacak yer kalmamış, çocuklar her tarafa yaymışlardı oyuncakları. “Ne yapmışlar bunlar akşam? İyi ki bir gün erkenden uyuyakaldık. Evde harp çıkmış sanki.” diye hayıflandı.
Mutfağa geçip lambayı yaktı, hâlâ patlaktı ve akşam değiştirmemişti eşi. “Hasbünallah” diyerek aspiratörün ışığını açtı. Sabah olunca kalkması gerekmiyor muydu bu insanoğlunun? Aslında gece iken sabahmış gibi kalkmak zorunda olmak da neydi? “Birileri saat dilimini kendince haklı nedenlere göre ayarlıyor, çoğunluk şikayetçi olsa da o sayılı ve bizim karar verdiğimiz kişilerin aldığı kararı uygulamak zorunda. Ne güzel! Ne özgürlük!” diye iç geçirdi.
Çocuklara beslenme hazırlamaya koyuldu. Kek kalıbı derdine düştü gece görünümlü sabahta. “Nerede bu ya?” diye ararken aklına geldi. Komşu iki hafta önce ödünç almamış mıydı? “Sahiplendi galiba benim kek kalıbını.” diye düşündü. Başka bir kapta keki fırına verdi, o sırada eşi uyanıp yanına geldi.
-Günaydın
-Gün pek aydın değil, canım fark ettin mi?
-Evet ya, gece kalkıyoruz.
-Evet, ama bir şey daha fark etmedin mi?
– Ne gibi?
-Işık olmayınca o mücella yüzünü göremedim.
-Taş geldi sanırım bana.
-Bilemedim. Akşam yapacaktın sanki, kaç zamandan sonra.
-Çocuklar ile oyun oynarken unuttum.
– Bir de aylar öncesinden avize diye alıp salonun bir köşesinde takılmayı beklerken asli vazifesini bir kenarda durmak zanneden bir avizemiz var.
– Tamam canım dert etme, hallederim.
-Sen Hallederiz Kadir’e bağladığına göre işi, benim daha çok dert etmem lazım.
Ayla saate baktı, çocukların uyanma vakti gelmişti. Hızlıca çocukları uyandırmak için odalarına gitti. Büyüğün kıyafetlerinin sandalyede yığın oluşturduğunu görünce kan beynine sıçradı. “Merve kaç defa dedim okul kıyafetini atma, as diye.” Merve gerindi, “Anne ya yine sabah sabah formundasın.” dedi. “Nasıl olmam Merve? Bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrarlıyorum istisnasız her gün.”
-Abartma anne.
-Kalk hadi!
Küçük kızı Ayşe’yi kaldırmaya çalıştı. “Uykum var.” diye nazlanıyordu. “Kalk hadi akşam yatmaz sabah kalkmaz.” O sırada Merve seslendi:
– Anne tarih kitabım yok, sınavım var.
-Dur çaldırayım da bul.
-Ne diyorsun anne ya Allah aşkına?
-Sen ne soruyorsun asıl Merve? Nereden bileyim ben? Nereye koyduysan oradadır.
-Demesen olmaz değil mi bunu?
– Olmaz hatırı kalır.
Kahvaltı yapılıp çıkılmak üzereyken Ayla hâlâ günlük tekrarladığı şeylerin sayısına yenisini ekleyerek aile fertlerine seslenmeye devam ediyordu:
“Çıksanıza yavrum! Servisi kaçıracaksınız.”
“Sana atkını al demedin mi?”
“Odanın ışığı açık kalmış.”
“Telefonunu unutma!”
“Beslenme çantanı bıraktın.”
Zorla herkesi evden çıkarıp kendini dışarı attı. “Oh be çok şükür!” dedi. Halbuki gün yeni başlamıştı. İş vardı ve orada laf anlatması gereken insanlar. Gün yeni başlamış, onun ise üzerinden tır geçmiş gibiydi. “Ne gün ama…”
Editör: Fatma Karataş