Gülmenin de tozunu getirip üstümüze serpseler keşke. Uzun zamandır bakıyorum etrafıma, kimsenin yüzü gülmüyordu. Hayatın inişli çıkışlı yollarında yürüyüp gidiyor her birimiz. Sessizlik, var oluş olmuştu kendine sığınmış insanlar arasında.
Bazen diyorum ki, hiç büyümeseydik hep çocuk kalsaydık. Ne güzel olurdu. Ama büyüdük, olgunlaştık, düştük, kalktık… Bizi biz yapan gerçeklerle tanıştık. İyi ve kötüyü velhasıl çok erken öğrendik. Sonra ölümü koyduk aklımızın önüne, yaşama sevinçleri kadar bitabi güzelliklerini kendimize yaşam alanları yaratarak umut ettik. Onca acılara şahitlik eden gözlerimizle beraber. İyi biri olmak çok yoruyordu bedeni. İzbe düşlerin ötesindeki özgürlüğe kanatlarını açıp uçan kuşlar gibiydi. Tutunduğumuz ne varsa bağış yapıyordu yaşantımıza. İsimsiz sokaktı. Rüzgarın gamzelerindeki taşlarda süzülen. Rüyaydı bir avuç bahçelerde sevince boğulan gözler. Bir dilekti, bir murattı canında yaşattığı. Yorgun sesleri topladı uykusuna. Bulut beyaz, kalp kırmızı, söz de yanına düşen. Dili ağzında kanları, toprak kuşların ayağındaki hafiflikti. Kirpik çiçeği, ayrılık onda güzel açıyordu. Gün oturmuştu gövdeye çoktan. Hoş gelen geceye yalnızlık taşıyordu bir iyimserlik adında. Camlardan dışarıya bakan gözler, cam tozunda boğulan. Acımı alan küçük sözdü çocuk olan kalpte. Pişmanlık bile soğuyordu sarsak bir zamanda.
Sevmenin de her anlamda büyülü gücü vardı. Her derde deva, şifa olan. Yalnızlıktan harfler üretip yazıyorduk. Kırgınlık düşüyordu hep payımıza. Düşünmek beynin yaptığı eylemdi. Umut etmekten başka çaremiz yoktu.