Yaraların ve Sorumlulukların

Ramazan TURHAN

“Yaraların senin suçun değil. Ancak iyileşmek senin sorumluluğun altında.”

Hayat, çoğu zaman insanın ruhunda izler bırakır. Çocukluğunda duyduğun sert bir söz, güvendiğin birinin ihaneti, beklemediğin bir kayıp, kaldırmak zorunda kaldığın yükler… Bunların hiçbiri senin suçun değildir. Yaraların, sen istemeden açılmıştır. Bir anda hayatına düşmüş, ruhunun derinliklerinde iz bırakmıştır.

Ama işte buradaki en büyük yanılgı şudur: Yaraların senin suçun olmadığı gibi, onları taşımaya devam etmek de senin kaderin değildir. Çünkü iyileşmek, başkasının değil, senin sorumluluğundadır. Hiç kimse senin yerine acını onaramaz, yaralarını saramaz, içine düştüğün boşluğu dolduramaz. Bu yolculuk, yalnızca senin ellerindedir.

Bir yara açıldığında, insan genelde suçlu arar. “Bana bunu kim yaptı?” diye sorar. Cevap bulduğunda öfkelenir, kırılır, içine kapanır. Ama asıl mesele suçluyu bulmak değil; yarayı nasıl saracağına karar vermektir. Çünkü öfke seni geçmişte tutar. İyileşmek ise seni geleceğe taşır.

İyileşmek kolay değildir. Çünkü acıyı bırakmak, yarayı kabullenmek, affetmek cesaret ister. Ama unutmamalısın: Yaraların seni tanımlar gibi görünse de aslında seni zincirleyen şey, onlara takılı kalmandır. Sen onları taşımaya devam ettikçe hayatının merkezine acını koyarsın. Oysa iyileşmek, acının etrafına yeni bir hayat örmektir.

Yaraların senin suçun değil. Çünkü onları sen açmadın. Ama onları iyileştirmemek senin sorumluluğundur. Çünkü bunu yalnızca sen yapabilirsin. Başkaları sana şefkat gösterebilir, destek olabilir, yanında durabilir. Ama yaranın kabuğunu senin ruhun örer, kanamasını senin sabrın dindirir, izini senin kararlılığın hafifletir.

Bazen insanlar, yaralarını bir kimlik gibi taşır. “Ben kırık biriyim, ben yaralı biriyim.” der. Bu, acının içine sığınmaktır. Ama gerçek güç, yaralarını inkâr etmek değil; onlara rağmen yürümektir. Çünkü yara seni zayıf yapmaz, iyileşme çaban seni güçlü yapar.

Bir ağacı düşün. Dalları kırılmış, gövdesi yaralanmış olabilir. Ama toprakla bağını sürdürdükçe, yeniden filiz verir. Yaralar iz bırakır ama büyümeyi durdurmaz. İnsan da böyledir: Yaraların izleri kalır ama senin yeşermeni engellemez. Yeter ki toprağa, yani hayata tutunmayı bırakma.

Sonunda şunu öğrenirsin: Suç senin değil, sorumluluk senindir. Ve bu sorumluluk, aslında bir yük değil; bir özgürlüktür. Çünkü iyileşmek, kendi hayatının iplerini yeniden eline almaktır.

Related posts

Umut

İnternet Çağında Uzmanlık Kavramının Ölümü

Evliya Çelebi’nin İzinde: Bayburt Kalesi’nde Yeni Dönem