Yazar Zeynep Çıldır
Nefes nefese kalmıştı, çok mesafe almıştı, nereye gittiğini bilmeden. Ne kadar zaman geçmişti bilmiyordu. Bir anda başını alıp yola çıkmaya karar vermişti. Seyahat için herkesin bir sebebi olurdu. Onun ise hiçbir şey için sebebinin olmaması kendini yollara vurmasına sebep olmuştu. Hiçbir sebebi yoktu şu hayatta. Ne aşk ne para ne aile… Hiç hâli kalmamıştı ne yola ne de bu hayata. Uçsuz bucaksız bozkırda saatlerce yürüdükten sonra tam kendini bırakacağı sırada karşıda güzel bir ev gördü. Bacaklarındaki son dermanı da kullanmaya karar verdi ve kendini sürükleyerek eve doğru yürümeye başladı.
Dış kapıya yaklaşıp evi süzmeye başladı. Evin bahçesi yeşil çimler ile kaplıydı. Geniş bir bahçesi olmasına rağmen bahçede sadece iki gül ve bir nergis vardı. Çiçeklerin kokuları bahçenin dışına taşmıştı. Çiçeklerin yanında bir kuyu vardı. Kuyudan oluşturulmuş sistem sayesinde çimler ve çiçekler kimse olmasa bile sulanmaya devam ediyordu. Daha fazla dayanamadı ve bahçeye girdi. Eve yönelmek üzereyken biri seslendi:
“Hey!” Etrafına bakındı. Birini göremeyince tedirgin oldu. “Sana diyorum, nereye gidiyorsun?” Sesin sahibini göremedi. Sadece Nergis sanki kendisine bakıyordu. Yok artık olamazdı değil mi? Tedirgin bir şekilde “Sen misin yoksa?” dedi Nergis’e.
“Tabii, benim. Başka birini görüyor musun sen?”
“Hayır ama şaşırdım.” diyebildi zorla.
“Korkmana gerek yok. Seninle konuşuyorum. Ne arıyorsun burada?”
“Uzun yoldan geldim. Yorgun ve açım, belki biri bana yardım edebilir?”
“Evde kimse yok ama çok açsan bahçenin ilerisinde bir elma ağacı var. Dilediğin kadar yiyebilirsin.”
Seyyah bahçenin ilerisindeki elma ağacını yeni fark etmişti. Küçük bir ağaçtı ama dallarında yeterince elma vardı. Nergis’in konuşmasından tedirgin olduğu için ağaçtan çekinerek büyük bir elma kopardı. Neyse ki bir şey dememişti elma ağacı. Elmayı alıp Nergis’in yanına geri döndü.
“Evin sahibi nerede?”
“Uzun bir yolculuğa çıktı.”
“Benim gibi desene.”
“Seni bilmiyorum. Sen nasıl bir yolculuktasın, niçin geziyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Sebebini bilmediğin bir yolculuk mu?”
“Öyle.”
“İlginç!”
“Neden? İnsan sebepsiz gezemez mi?”
“Gezmeye gezersin ama bundan bir şey anlar mısın bilmiyorum.”
“Anlamasam da olur. Kendimi bıraktım. Sebebim de yok zaten yaşamaya.” dedi ve kocaman bir ısırık aldı elmasından.
“Sebebi olmayan bir insan için fazla iştahlısın.”
“Acıktım, ne yapabilirim?”
“Evet, haklısın. Yaşamalısın.”
“Yaşamak için ye diyorsun?”
“Öyle ama bu seni sadece nefes alır kılacak, yaşamak diyebilir miyiz bilemiyorum.”
“Bir çiçekten yaşam gayesi felsefesini mi dinlememi istiyorsun?”
Hafif esen rüzgâr ile salınan Nergis:
“Sen bilirsin dinlemek zorunda değilsin. Ben buradan ayrılamayan bir çiçeğim istersen sen gidebilirsin.” dedi.
“Sen de alınma hemen. Bana yardım ettin. Sayende midem az da olsa yiyecek gördü. Dur şu kuyudan su alayım.”
“Dikkat et o kuyu derindir. İçine düşme!”
“Düşmem merak etme.”
Seyyah kuyuya ilerledi. Kuyunun etrafı kapatılmamıştı. Ağız kısmı geniş ve etrafındaki topraklar ağız kısmına meyilliydi. Birden ayağı kaydı. Kuyuya doğru kayarken büyük bir taş tutunmasını sağlamış ve son anda kuyuya düşmekten kurtulmuştu.
“Sana demiştim. Dikkat et!” dedi Nergis. Seyyah, korkudan yavaşça hareket ederek kuyudan su çekip kana kana içti. Nergis’in yanına geri geldi. Hâlâ üzerindeki korku geçmemişti. Kendini çimlerin üstüne attı.
“Yaşama sebebi olmayan bir insan, neden ölümden bu kadar korkar?” dedi Nergis. Seyyah derin bir nefes alıp “Belki de hâlâ bilmediği bir sebebi vardır.” dedi. Nergis başını salladı. “Sebeplerini sen bul o zaman. Madem bir kere çıktın bu yola, bir ya da daha fazla sebebe bağlayıp tamamla yolculuğunu.”
“Olabilir, yapabilirim belki. Ya sen? Sen de gelmek ister misin? Seni de alayım yanıma. Hem sen de bana yoldaş olursun sözlerinle.”
“Ben buraya aitim. Toprağım burası. Hem sahibim bir gün dönecek. Ben solmuş olsam da beni burada bulmasını istiyorum ve o günü sabırsızlıkla bekliyorum. Sen de yoluna devam etmelisin. Gerçek bir seyyah olarak. Yolcu yolunda gerek.”
“Haklısın. Gitmeliyim artık. Belki bir gün yine yolum düşer de karşılaşırız yeniden.
“Kim bilebilir?”