Zamanın Unuttuğu Yer 2

Yazar Banu Yurtsever

Zamanın Unuttuğu Yer (2. Bölüm)

Güçlüydüm, o kara delikten kurtulmuştum ve özgürdüm. Ne engeller ne de sınırlar ayaklarımı geride tutan bir güce sahip değildi artık. Dışarısı soğuktu ancak soğuktan korkan o kız artık yoktu. Güçlü adımlarla varlığımı her yere haykırıyordum. Küçük kız kapı açıldığı gibi koşarak uzaklaşmıştı.

Dağları inleten sesim, artık kendine yeni bir soluk bulacaktı. Korkudan endişeden geçen bir özgürlüğe kavuşmuştum. Her şeyi yapabilir, her yere gidebilirdim. Sadece ışınlanamıyordum. Bu dağ yamacında bir başıma arkamda beni bırakmak zorunda kalan gözler eşliğinde yolumu bulmaya çalışıyordum.

Yol ben yürüdüğümde zaten bana açılmıştı. Ben sadece farklı güzergahları keşfedecektim. Metal donukluktan daha gerçek bir soğuk bedenimi ısırıyordu.

O kadar uzun süre kapalı kalmıştım ki mevsimlerden gerçeklerden çok uzaktaydım. Oysa hayat zihnimizdeki gibi ilerlemiyordu. Kış gelmişti. Zemheri bedenimi deliyor, her yana dağılan kar beyaz bir boşluğun ortasında beni bırakıyordu. Tek başına dimdik durabilmek bu kadar çetin bir süreç miydi?

Deponun içinde dans ettiğim şarkıyı, şimdi göğüs kafesimi kontrol altında tutmak adına söylüyordum. O kızı ben kurtarmıştım! Oysa kapı açıldığında benim ismimi ilk unutan yine o olmuştu. Kaçarak uzaklaşan adımlarını özgürlük hayaline mi vermeliydim yoksa geride kalmaktan mı kaçıyordu? Dost muydu düşman mıydı?

Herkes gibiydi işte. Sesime karışıp düşüncemi şekillendirirken sözümü kesen ve kimliğimi değiştiren! Sahi değişim kimin elindeydi? İçerideki yankılar hâlâ zihnimin içinde uğulduyor ‘‘Bunu sen istedin.’’ diyen sözler beynimde yankılanıyor. Ben bunu mu istedim? Oysa ruhum nefes alıyor ve bu özgürlük nefesime güç katıyor. Ancak herkes nerede? Prangalarından kurtulan bu beden neden bir zihin çengelinde.

Masumiyetimi yitiriyorum usuldan. Belki de benden çalınan en büyük masumluğumu, o mutlu koşmalarda yitirdim. Koşarak uzaklaşan o genç kızın sesini dahi hatırlamak istemiyorum şimdi. Üşüdüğüm rüzgâr ısırınca saat aklımı bölüyor. Üç olmuş bile! Zamanın bükülmelerinde gerçekliği kaybediyorum. Ben hangi zamanda yaşıyorum da yelkovanla akrep bu kadar bükülüyor benim karşımda. Soğuğa da alışıyorum işte. Her şeyi normalleştiren hayat, bunu da en sığ kelimelerin ardına bırakıyor.

Karların ardından gülen güneş her zaman içinde zorluklar mı barındırıyor? Karşılaştığım sessizlik sandığımdan daha ağır bir belirsizlik yumağını elime tutuşturmuştu. İçerideyken her şey netti karanlık, korku, zaman…

Dışarı adım attığım gibi beni sarmalayan bu boşluk, karda bıraktığım adım izlerinde haykırıyor. Fakat attığım izlerin kime ait olduğunu bilmiyorum: Bana mı yoksa geride bıraktığım kıza mı? Gözlerimin önünde kaçarak uzaklaştığı sahneler beliriyor. Benden mi yoksa bu hayattan mı uzaklaştığını bir türlü çözemiyorum. Oysa dünya her rengi içinde barındırıyor. Ne tam siyah ne de tam beyaz bu dünya için mümkün. Bir isimlendirme ise şart değil. Bunu hatırlamanın bilinciyle yeniden kendimin ne istediğini hatırlamaya başlıyorum. Hayatı yeni kelimelerle ve bambaşka bir açıdan öğrendiğimde her şeyin değişeceğini biliyorum

Kızın dışarıdaki yüzünü düşünmemek için başımı öne eğiyorum. O koltuk arkasındaki titrek bakış yok artık. Aklımda kalan sadece uzaklaşan adımlar sırtını dönmüş bir beden ve unutulan temaslar…

Bütün gerçekleri kendime bir bir anlatmaya başlıyorum. ‘‘Kurtarılanlar çabuk unutur, hatırlamak ile sırtımıza binen vebal ise özgürlüğün ezeli düşmanıdır.’’

Saat ilerledikçe zamanı bir bedel gibi ödüyorum. Yaşadıklarım bir telafi bekliyorken ben unuttuğum her nefesime yeni bir hayat katmaya çalışıyorum.

Soğuk anlamını değiştiriyor. Tenimden, havadan daha soğuk bakışlar ile karşılaşıyorum. Sert ve donuk. Herkesin gördüğü manzaralar kadar soluk bir hâle dönüyorum. İçimde renkler yitirilmemişken benzimin soluk ruhsuzluğundan kaçmak istiyorum. Anlıyorum ki hep bir kaçışı kovalıyor, ayaklarım nereye varsa oradan uzaklaşmak istiyorum. Güvenimi kaybediyorum yavaşça. Parçalarım bir bir eksiliyorken benden hayatta nelere tutunduğumu tek tek gözlerimin önünden geçiriyor, hayatın dikiz aynalarından yönümü bulmaya çalışıyorken kirlenmiş paslanmış görüntülerden başkası ulaşmıyor.

Kız unutmaya başlamış olmalı. O gözlerdeki tanıdık korku silinmiştir. Ama ben unutamıyorum. Unutmak, her zaman iyileşme değil biliyorum. Derinlere gömülenler aniden yeşermeye mahkumdur.

Sanki herkes biliyor. Nereden geldiğimi nereye gideceğimi bir tek ben bilmiyorum. Neden bu dünyaya geldiğimi ve bütün manaları eskiterek yolumu kaybetmiş olduğumu…Tek başına kalıyorken hızlı hızlı yürümeye başlıyorum Sonra şarkılar dilime düşüyor, melodilerle şahlanıp kelimelerle duruluyorum. Benden geriye aradığı anlamları bulamayan soruları cevapsız kalmış bir kızdan başkası kalmıyor. Melodiler beni hayallere taşırken, kelimeler geride bırakıyor. Hissetmenin rüzgarıyla şahlanıyor gerçeklerin sığ anlamıyla duruluyorum. Her durulma beni aynı yere bırakıyor. Derin dar ve karanlık bir kuyuya…

Küçük kızla yeniden karşılaşıyorum. Daha küçük daha sessiz hâlâ bir anlam verileceğini bekliyor. Nereye gidersem gideyim o büyümezse eksik hâlim bambaşka suretlerde karşıma çıkıyor Anlıyorum ki mana insanı bulmaz, insan her fikri yeniden inşa eder.

Bir karar vermem gerektiğini hatırlarken, yol beni hayal ve gerçek arasında bir hayatın içine sokuyor. Bir yanım hayale bir yanım gerçeğe karışırken ben geçmişim bugünün ve geleceğin ile zaman çizgisinin içinde sabit duruyorum. Gözlerine uzun uzun bakıyorum. Anlam aramadan taşı koyuyor, sınırı çiziyor ve yönümü seçiyorum.

Yazının 1. bölümünü okumak için tıklayın.

Related posts

Görsel NFT’ler Sanatın Değerini yükseltti mi?

Bezirgânbaşı Oyunu

Nisan 2026’da Öne Çıkan Konserler