Kahverengi Bavula Koydum Hayatımı

Hamit Doğan
Kahverengi bavula doldurdum hayatımı,
Siyah sapı elimde gidiyorum.
Kaybetmek yazılı duvarları evimin.
Hepsi emek gerektirdi.
Çok kan kaybettim.
Ölmedim,
Ölmedin senin yaşadığın
Benim öldüğüm siyah makosenli
Danslarımda.
Salınırken müzik çalmamdan
Deli sanabilirler beni.
Benim duyduğum müziği
Duymadan.
Kaldırımlar ıslak mı ıslak!
Bavulumda hayatım,
Ben gidiyorum.
Sen kalıyorsun mutlu anılarım olmadan.
Beklentim değilsin
Bekledim gel de her şey değişsin.
Kara yazı çaldın alnıma.
İçimde açtığın kocaman çukura
Ne koysan kaybederim.
Biliyorum gideceğim
Bulacağım,
Bulacak mıyım mavi bir göl, kenarı.
Ahşap salıncak ve biz.
Biz derken
Umuda bulanmış yalnızlıkla
Ve vazgeçmeyen ben.
Annem limonlu kek getirse
Biz tekrar gülümsesek.
Bir mavi gölü görsem
Bir mavi gökyüzümü.
Hiç yaşanmamış
Masal kahramanları gibi
Mutlu sonla bitmeliyiz.

Evet, üç kursa gittim. Bahçe sanatları, devamında çanak çömlek işledim, biraz da heykel. En son valse geldim, dans etmeyi öğrenmek için. Lakin benim biraz vals yapmışlığım var; eski eşimle düğün günümüzde dans etmek için öğrenmiştim. Ama sadece iki dakikalık bir dans içindi, daha fazlasını bilmiyorum. Tekrar buraya gelip bu dansla muhatap olmak biraz o günlere götürdü beni. İnsan, on yedi seneyi silemiyor, izi hâlâ içimde bir yerlerde.

Evet, bugün karşılaştık sevdiceğimle. Diğer kadınlardan ufak farklarla ayrılıyordu. Beyazlamış saçlarını boyatmaya gitmişti. “Doğal renginde bırakalım.” dedi. Çok az gülen ama güldüğünde gözünüzü ondan alamayacağınız biriydi. Ben “Bundan sonra hiç kimseyi bu kadar sevemem.” diye düşünmüştüm. Biraz gece hayatım vardı, içmeye başlamıştım. Evet, kötü alışkanlık ama bırakamadım.

Dört sene oldu eşimden ayrılalı. Birkaç ilişkim, birkaç tane başarısız görüşmem oldu. Mutluydum hayatımdan. İkimiz de çalıştığımız için eşime de nafaka vermemiştim. Çocuğumuz da yoktu. Öyle sert kavgaların sonunda yollarımızı ayırdık daha fazla kırıcı olmadan. Çoğu çiftin aksine biz mutlu ayrıldık. Neyse, el sıkıştık. Güzelde geçti her şey benim için ama nereden çıktı bu mavi gözleriyle gülen kadın? Bana yüz vermiyor, ben de haddimi biliyordum. Ne olacak ki? Haftada iki saat önümde dans edip duruyor. Birkaç kere el ele partner olmak imkânı geçti ama tercih etmedim. Hep bir bahane buldum ya da ondan önce başkasıyla eşleştim. Utangaçlık değil benimki. Bazen çok sert bakıyor. Çekiliyorum. Kötü bir şey söyler de üzülürüm diye.

Bugün yanıma geldi. “Rıfat, bugün benim partnerim sen ol,” dedi. “Nasıl istersen,” dedim. Kalktık, dans edeceğiz. Ellerini tuttum. Ellerimi istediğini fark ettiğimde çok heyecanlanmıştım. “Rahat ol, ilk defa dans etmiyorsun ya! Üç aydır kursa geliyoruz beraber, çok da iyi dans ettiğini biliyorum. Sıkma kendini.” dedi. Sonra vücutlarımız birbirine yaklaştı. Dönerken birbirimize değince kalbimin gümbürtüsünü duydum. O anda gözlerime farklı baktığını gördüm. Bu bir rüya olmalıydı. Çok güzeldi. Çok da zekiydi. Sonradan öğrendim ki o da eşinden seneler önce boşanmış. Bir süre yurt dışında yaşamış, etnik müzikler dinlemiş hatta çalmış. Astrolojiyi çok severmiş. Kıyafetleri de genellikle uzun ve bol olurdu.

Bir kadının vücudunu sergilemesini yanlış bir hareket olarak görüyordu. Sadece istisnası tangoydu. Burada, tango kıyafetleri vücudunu saran zarif detaylarla bezenirdi. O ince ayak bileklerine taktığı topuklu ayakkabılar kimi zaman fileli kimi zaman ipek çoraplar. Saçları toplanır, tepesinde topuz olurdu. Öyle olunca o ince boynu ve zarif sırtı ortaya çıkardı. İncinebilecek kadar narin ve kırılgandı, bir kristal bardak gibi… Parmakları bir o kadar uzun ve güzeldi. Dans ederken elini tuttuğumda, elimin içinde kaybolduğunu hissediyordum.

Son birkaç danstır beraber dans ediyoruz. Vücutlarımız her geçen gün birbirine daha da yaklaşıyor. Kalp çarpıntılarım artıyor. Güzel kadın, arzuyla dolup taşıyorum. Bir seneye yakındır ilişkim olmadığı düşünülürse, bunun azgınca bir şey olmadığını düşünüyorum.

Bir gün, dans çıkışında arkadaşlar bir yerde oturalım diye ısrar etti. Genellikle bizden ayrı takılan insanlar vardı. Galiba birbirimizi görmek için ikimiz de aynı anda kabul ettik. Çünkü daha önce o grupla gitmiyorduk. Masada karşılıklı oturduk. Gece boyu hep birbirimizle sohbet ettik.

Astrolojiyle ilgileniyormuş, doğal yaşamı çok severmiş.

Bir gün ben demeden, o bana söyledi. “Sanki seni senelerdir tanıyormuşum gibi.” dedi. Aslında çok ortak noktamız yoktu. Hiçbir zaman ona söyleyemedim. Hâlâ da bilmiyorum. Ama astroloji benim için bir saçmalık. Anlattığı çoğu şeyi kafamla onayladım. Mutluyduk, sıkıntımız yoktu. Sevgili olmadan…

Bir gün beni evine davet etti. Onda kaldım. Tabii ayrı ayrı yattık. Ben koltukta, üstümde bir battaniyeyle. Sonrasında ara ara ona gitmeye başladım. Filmler seyrettik, bazen ufak dokunuşlarımız oldu bazen de güzel bir müzik çıktığında dans ederken birbirimize fazla yaklaştığımız anlarımız da… Ama hiç beraber olmadık. Bir gün ben teklif ettim. “Birbirimizin hayatında yeterince varız. Acaba bunun bir adını mı koysak? Sevgilim olur musun?” dedim. Gülerek “Olur! Zaten çok geç kalmadık mı bunu söylemek için? Çok uzun zamandır bekliyordum.” dedi.

Çok mutlu olmuştum ve artık tango derslerindeki gösterilere de katılmaya başlamıştık. Hatta bir gün bir alışveriş merkezinde bir organizasyonda gönüllü dans ettik. İnsanlar çılgınlar gibi alkışladılar. “Bir dans edip otururuz,” derken beş altı dans ettik. Artık sadece tangoda değil, hayatta da beraber dans etmeye başlamıştık.

Ah, mavi gözlü kadın, ne güzeldin…

Sonra, bir gün haritama bakmak istedi. Uzun bir incelemeden sonra, bilmediğim sebeplerden ötürü aramızda sorunlar olabileceğini söyledi. Burçlarımıza göre birbirimize uygun olmayabileceğimizi…

Güldük, geçtik.

Ama okuduğumuz bir kitaptaki karakterle alakalı fikirlerimizi söylerken biraz çirkinleştik. Ufak bir kavga ettik. Sonra bana küstü.

Ona, her zaman sevdiğini söylediği annemin limonlu kekinden yaptırdım. Açmadığı telefonlarıma karşılık olarak davetsizce kapısına dayandım. Limonlu kekten mi yoksa onun da benimle barışmak istemesinden mi bilmiyorum ama davetimi kabul etti.

Bir süre sonra Muğla’ya taşınmak istediğini söyledi. Ben gitmek istemedim. İstanbul’da doğmuştum, büyümüştüm. Ama o çok istiyordu. Üç ay oldu, o gitti. Kahverengi bavulumu aldım, eşyalarımla doldurdum. Sekiz gündür salonun ortasında öylece duruyor.

Gidersem dönememekten korkuyorum.

Related posts

Kurgulanmış Hayat

Yalnızlığın Bedeli 1. Bölüm

Güneş Ve Ay 2. Bölüm